“Rembetiko müziği hep açık kalacak bir yaranın usul usul kanamasıdır. Dürüst ve erkekçe bir acı çekmedir ki zamana ve hayata karşı trajik bir çığlık yükseltir: Egenin tuzunda yıkanan ve yakamozlanan bir çığlık. Aynen film gibi… Rembetiko gibi.” İstanbul sinemalarında gösterime giren Rembeetiko filmi için birkaç satırla görüş belirtmem istendiğinde, yukardaki satırları yazmıştım. Bugün denizi çok ilgilendiren bu müzik ve film hakkında yazmaya hazırlanıyordum ki, yazı işleri toplantısında Atina’dan gelen bir haber patladı: 28 yaşında, yeni evli genç bir Türk Atina’da kurşunlanarak öldürülmüş. Adı Çetin Görgü… Basın Ateşe vekili olarak da çalışmakta. Bu cinayet de, “hep açık kalacak bir yara”sın yeniden kanaması değil mi? Daha doğrusu kanatılması… Ortak bir geçmişi ve kültür zenginliğini paylaşarak tek bir denizin kıyılarında keyif sürebilecek olan bu iki halk, durmadan birbirine düşürülüyor. Konu Türk-Yunan ilişkisi olunca provokatörler, nefret tacirleri, gölgeli ve kuşkulu insanlar cirit atmaya başlıyor. Terör örgütlerinin, gizli servislerin alacakaranlık dünyası, Ege’nin pırıltısını karartmaya başlıyor. Şimdi ben Ferris’in bu hüzünlü filmini, Çetin Görgü adlı delikanlıya ve bir sabah vakti telefonun verdiği bir haberle, aniden “şehit dul”u oluvermiş genç kadına bir ağıt olarak anlıyorum. Kim bilir daha kaç kurban kanı dökülecek bu uğurda, kaç ocak sönecek?
Oysa, iki halkım kültürü o kadar iç içe geçmiş ki, bölmeye, parçalanmaya imkan yok. Kurtuluş Savaşı sırasında Ege’den Yunanistan’a kaçan Rumlar, Türk müziği etkisinde, “Rembetiko” denilen o yanık müziği söylerken, bir de çalgı yaratmışlardı. Buzuki denilen bir çalgı, zamanla dünyaca ünlenecek, bütün bir Yunan kültürünü temsil eder duruma gelecekti. Yunanistan’ın turizm gelirimi artıran bu çalgı, Anadolu sazının bir versiyonuydu oysa. Sazın “bozuk düzen” denilen akort biçimi esas alınarak yapılan bu çalgıya “saz” değil, “bozuk” demişler ve Yunancaya geçen her kelime gibi sonuna i eklemişlerdi 80’lerin başlarında Atina’da ziyaret ettiğim çok yaşlı kanun (kanunaki) ustası da doğruluyordu bunu: “Bizimkiler bozuk çalar hep” diyordu. Yunan milli çalgısı Buzukinin bu ilginç değişimini Yunan televizyonunda anlamıştım. Bir cumartesi akşamı, 1. kanalda sazın “bozuk” biçimini buzukiye nasıl dönüştüğünü örnekler vererek göstermiştim. O dönemler Yunan televizyonunu, Ünlü Z (Ölümsüz) romanının yazarı Vassilikos yönetiyordu. Vassilikos’un bu programı yayınlanması başta Kültür Bakanı Melina Mercuri olmak üzere birçok Yunanlıyı öfkelendirmişti. Bu kızgın Yunanlılardan bir eksi boksör, program sırasında kendini kaybetmiş ve ekranı bir yumrukta patlatmıştı. (İyi ki aynı işi konserde yapmayı denemedi diye çok sevinmişimdir.) Ertesi gün Ta Nea gazetesi bu haberi yazıyor ve eli parçalanmış olan bu Yunan milliyetçisinin hastane masraflarını bizim ödememiz gerektiğini belirtiyordu. Nasıl olsa Livaneli ve Farandouri Yunanistan’daki plak ve konserlerinden, bu kadar para elde etmişlerdi gazeteye göre. (Bu fanatik öneri hiçbir zaman gerçekleşmedi. Çünkü bu gazetenin bilmediği şey; Yunanistan’da yabancı sanatçının telif haklarını elde edebilmesi için, Kültür Bakanı’nın onayı gerektiğiydi. Melina Mercuri bu izni vermediğinden, Yunanistan’da aylarca 1 numara olan plağımın ve 50’ye yakın konserimin geliri Merkez Bankasında bloke edilmişti. Daha sonra da bu telif haklarına hiç el süremedim.)
Acı-tatlı bir çok anıya dönüşen Yunanistan’la ilişkilerimiz hep böyle sürecek herhalde. Bir dostluk girişimi, bir yumuşama, bir ortak konser heyecanlaştıracak bizi… Umutlanacağız. Sonra bürokratlar ve politikacılar girecek devreye. Provokatörler ortaya çıkacak ve kan dökülecek. Beş yüz yıl dökülen kan yetmemiş gibi. Belki de bunun için yanık ve çığlık çığlığa Rembetiko müziği. Öylesine efkar dolu ki, bir of çekse karşıki dağlar yıkılır gerçekten…
