EPİMİZİN gözü aydın.
Artık Güneydoğu'daki kanlı savaş duracak, şehitlerimizin ruhu şad olacak, yıllardan beri belimizi büken savaşın acıları dinecek, yaralar sarılacak.
Güneydoğu'da sulh - sükun devri başlıyor.
Her şeye kadir olan yüce devletimiz, müthiş bir isabetle savaşın nedenlerini tespit etti ve teker teker ortadan kaldırdı.
Az buz bir mücadele değildi bu.
Zavallı hakimlerimizin, savcılarımızın canı çıktı ama sonunda barışı sağlamayı başardılar.
Önce İsmail Beşikçi hapsedildi.
Bu bilim adamının yazdığı onca kitabı okuyup da iddianame hazırlamak kolay iş mi sanıyorsunuz siz?
Neler yapmadık bu vatan için?
Kimimiz öldük, kimimiz de iddianame hazırladık!
Beşikçi'yi hallettikten sonra Doçent Fikret Başkaya, Haluk Gerger gibi savaş nedenleri de saf dışı bırakıldı.
Bu arada, milletin oyuyla seçilmiş olan milletvekillerini Meclis'ten çıkarıp enselerinden tuttuğumuz gibi hapsettik.
Avrupa bas bas bağırıyor ama ne olmuş yani? Gene Ankara'dalar. Ha Millet Meclisi, ha Merkez Cezaevi. Aralarında birkaç kilometre var.
Hem yeni başbakan yardımcımız bu Avrupalıları ikna etmedi mi? Avrupa'nın sosyalistleri ve yeşilleri, yeni başbakan yardımcımızı görünce "Helal olsun. Bu adam Erdal, Murat, Hikmet üçlüsünden daha yakışıklı" diyerek bütün insan hakları iddialarından vazgeçmediler mi?
Ne de olsa bunların çoğu kadın.
Türk erkeği gördüler mi dayanamazlar.
Bu hanımları ve beyleri Meclis'te tutmak imkansızdı. Hani suçları rüşvet, yolsuzluk, sekretere tecavüz, adaleti yanıltmak, kaçakçılık, adam dövmek, yalan söylemek falan olsa neyse! Milletvekili de insandır deyip geçebilirsiniz.
Ama bunlar Kürtçe diye bir lisan olduğunu bile iddia edecek kadar ileri gittiler.
Oysa herkesin bildiği gibi böyle bir lisan yoktur. Tarih boyunca da olmamıştır. Bunlar bazen kendi aralarında, biz anlamayalım diye "kuş dili" konuşurlar.
Bir de yüzlerce yıl önce Ahmed-i Hani adlı birisinin yazdığı, "Mem u Zin" adlı bir aşk destanı bulunduğunu söylüyorlar.
Oysa bizim son derece yetkin hocalarımızın araştırmaları bunun da yalan olduğunu ortaya çıkardı ve bu destanın aslının "Malkoçoğlu ve Ziynet" adlı Türk destanı olduğunu ispat etti. Yazarı da Taşkentli Ahmet Hanoğlu'dur.
***
YAŞAR Kemal'in Almanya'da münteşir Ayna dergisine verdiği mülakat sıkı bir takibattan geçirildikten ve Oral Çalışlar da mahkum edildikten sonra sıra Ahmet Altan'a gelmişti.
Çok şükür onun da hakkını avcuna verdik. Hem biz bunun babasını da hapsedip, o zaman da vatanı öyle kurtarmıştık.
Hiç merak etmeyin.
Birkaç kişinin daha nefesini kesince geride ne savaş kalacak, ne bombalar patlayacak.
Yılda 8.5 milyar dolar harcayacağız artık.
(İtirazlar)
Ne diyorsunuz? Efendim? Tamam canım tamam.
Nasıl olsa başka bir sebep bulunur. Düşman eksikliği mi var? Herkes Türke düşman olduğuna göre, bu parayı harcayacak sebep kendiliğinden ortaya çıkar.
(Yoğun alkışlar.)
Not: Birkaç yıl önce olsa bu yazıyı daha esprili yazardım ama artık inanın şaka yapmak bile içimden gelmiyor. Öyle bıktırdılar ki.
