Ben bir İsviçre yurttaşıyım. Günümün büyük bölümü, işimle ve ailemle ilgilenerek geçer. Haftasonları ya pikniğe gider ya da tuttuğum futbol takımının maçlarını izlerim. Ordu komutanlarının adını sanını bilmem. Tayinleri beni ilgilendirmez bile. Devlet başkanı ve başbakan arasındaki ilişkiler de benim dünyamın dışındadır. Onlar kendi görevlerini yaparlar, ben de benimkini. Devlet yöneticileri bize düzenli, sağlam bir ekonomik işleyiş sağlarlar. Musluklarımızdan temiz sular akar, yollarımız pırıl pırıldır. Benim için önemli olan da budur. Politikanın amacı da bize hizmet etmek değil mi zaten?
Ben bir Amerikan yurttaşıyım..Günlük yaşamımda devleti hiç görmem. Devlet, bana hizmet eden teknik bir örgütlemedir. Benim için birinci derecede önem taşıyan şey, kendi yaşamım, ailem ve ilişkilerimdir. Devlet bu konuda üstüne düşeni yapar ve bana güvenli, uygar bir yaşam sağlar. Ordu generallerini tanımam. Adlarını bilmem. Gerektiği zaman sefere gider, işlerini yapar gelirler.
Ben bir Fransız yurttaşıyım..Devletle karşılıklı yükümlülüklerimiz vardır. O benden vergi alır, askerlik görevini yerine getirmemi ister. Ben bu kurallara uyarım. Benim de devletten isteklerim vardır. Elime geçen paranın değerini iyi koruması, dünyada itibarlı bir ülke yurttaşı olarak yaşatması, teknik organizasyonlarla yaşamımı kolaylaştırması, kent hizmetlerinden yararlanmamı sağlaması gibi şeylerdir bunlar. Ben nasıl görevlerimi yerine getiriyorsam, devlet de bana karşı görevlerini aksatmaz. Çünkü devlet benim yaşamımı kolaylaştırmak için var olmuştur. Politikacının tek görevi bana hizmet etmektir.
Ben bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıyım. Devlet benden vergi ödememi ister, askerlik ister, itaat ister, ek vergiler ister, yurtdışına çıkmamamı ister, fon ister. Hepsini yerine getiririm. Buna karşılık param pul olmuştur. ELime geçen üç kuruş para çeşit enflasyon oyunlarıyla, kur ayarlamalarıyla hep başkalarının keselerine akar. Ülkenin karşılaştığı her sorun en geç bir iki yılda, içinden çıkılmayacak kadar büyük bir krize dönüşür. Sularım zehirlidir, yollarım bozuktur. İki de bir elektriğim kesilir. Üç kuruşluk birikimim devlet güvencesi altındaki bankalarda batar gider. Gene de gık demem. “Ne mutlu Türküm diyene!” diye bağırırım. Bununla da yetinmez hep kriz çıkarırlar. Bakan değiştirme kriz olur, komutan değiştirme kriz yaratır. Cumhurbaşkanı, başbakan, meclis başkanı, muhalefet lideri, koalisyon ortağı…hepsi de kişilik ispatına girişip kavga ederler. Her akşam televizyonun karşısına geçer bu kavgaları aval aval seyrederim. içimden bir isyan yükselir. “İşinizi yapın be adamlar! Bırakın kavgayı da işinizi doğru yapın! Elinizi kolunuzu tutan yok. Türkiye’nin itibarını artırın. Askeri zaferler kazanın. Ekonomiyi düzeltin! Suyumu elektriğimi verin!” diye haykırasım gelir. Çaresiz susarım! Çünkü ben bir kulum. Devletten korkarım!
