Bir toplum ekonomik olarak gelişmeden ayakta duramaz ama bu yeterli değildir. Sorunlarına politik çözümler üretmesi kaçınılmazdır ama bu da yeterli değildir. Önemli olan şey, bu gelişmelerin ahlaki ve entellektüel değerlerle bütünleşmesidir. Eğer bir toplum değer kaybına uğramışsa ve ahlaki ölçülerini teker teker yitiriyorsa, orada hiçbir gelişmeden söz edilemez.

Bir ahlak erozyonu içine gömülmüş durumdayız. Ahlaki değerlerin kayboluşu, ağır ağır yükselen bir su gibi kaplıyor her yanımızı. Toplumun önüne çıkmış anlı şanlı politikacılar, ahlak dışı kazançlar elde etmekte sakınca görmüyor. Amaç, her ne pahasına olursa olsun başarı kazanmak. Bu başarının bedelleri ağır oluyor. Toplumdaki her birey de büyüklere öykünüp kendi çapında küçük üç kağıtlar çevirmeye başlıyor. Otomobilinizi tamir eden ustadan tutun da evinizdeki muslukları gözden geçiren tamirciye kadar herkes, nasıl daha az emekle ve daha kötü malzemeyle en büyük kazancı elde ederim kaygısında. Bu davranışının ahlaki olup olmadığı sorusu ise aklına bile gelmiyor.

Bir toplum, gelenekleriyle modern yaşam arasında yumuşak geçiş kura bilip, kurumlarını çağdaşlaştırabildiği ölçüde başarılı olur. Türkiye ne yazık ki modern toplum örgütlenmesine henüz geçemedi. Tüketici hakları gelişmiş değil. Batı ülkelerindeki “ombudsman” kurumu gibi, tüketici haklarını koruyacak güçlü bir örgütlenme yok. Modernleşmeyi becerememiş olan bu toplumu ancak düzgün gelenekleri koruyabilirdi. Bu da eskiden beri bildiğimiz “haram ve helal” kavramlarında somutlanıyordu. Kazanılacak paranın haram mi helal mi olduğunu düşünen, bu konuda kaygı duyan ve çocuklarının boğazından haram lokma geçmemesi için çalışan insanların oluşturduğu ahlak, toplumu yüzlerce yıl koruma ve ilişkileri düzenleme işlevini yerine getirmişti.

Bugün artık kendi kendine bir kazancın haram mı helal mi olduğu sorusunu soran ve iç hesaplaşmalara giden insanlar yok. Türkiye bu noktayı aştı. Modern toplumların, herkesin hakkını koruyan örgütlenmesine de geçemedi. Şimdi iki arada bir derede kalmış olmanın tuhaf çarpıklığını ve gücü yetenin önüne geleni ezdiği bir orman kanununun zalim karmaşasını yaşıyoruz.

Bu yeni dönem, hiçbir değer tanımayan, çeşitli ayak oyunlarıyla para kazanan, dolandırıcılık yapmaktan çekinmeyen, yanında çalıştığı şirketleri çarparak servet sahibi olan, devlete yakın durarak Ankara’dan aldığı bilgilerle spekülatif kazanç elde eden yeni bir patron tipi yarattı. Toplumun öncüleri olarak sunulmaya çalışılan bu kurnazlar, aslında Türkiye’nin kanserleridir. Haram ve helal kavramını yitirmiş, modern hukuk düzenlemelerine ise erişememiş bir toplumun geçici çarpıklığının ve değer yitiminin şampiyonları olarak karşımızda duruyorlar.