Dünya değişirken Bir Ülkede; kentin varoşlarından içlere dalan kurt sürüleri, cinsel bir saldırı silahı gibi taşıdıkları pala bıyıklarının altında gizlenmiş, hain ve kötü bakışlarla, erkek erkeğe yaşanan bir topluluk olarak tehlike sinyalleri yayarlar. Dünya değişirken bir ülkede; sabaha karşı gencecik bir kız vurulur, bedeninde yirmi kurşunla kıvrılıp öylece kalakalır. Babasına, bir zamanlar öpüp koklamaya kıyamadığı süt kokan bebek, bir kanlı ceset olarak teslim edilir. Dünya değişirken bir ülkede; komünist partiler tarihsel fonksiyonlarını tamamlayıp birer birer kapanırken, binlerce insan komünist olduğu şüphesiyle hapiste tutulur. Dünya değişirken bir ülkede; bir okul çocuğu, dal gibi bir genç kız bel kemiğini parçalayan kurşunların acısını duya duya, tek başına, felç, kötürüm yatar… Başka bir ülkede ancak okulda disiplin cezası alacağı bir küçük suç için… Dünya değişirken bir ülkede; Aydınlar halkı, halk aydınları sevmez. Sağcılar solcuları, solcular sağcıları, sonra solcular kendi içlerinde diğer solcuları, sağcılar kendi içlerinde diğer sağcıları sevmezler. Askerler sivilleri, siviller askerleri sevmez. Askerler diğer askerleri, siviller diğer sivilleri sevmezler. Mülkiyeliler hukukçuları, hukukçular politikacıları, politikacılar basını sevmez. Dünya değişirken bir ülkede; 500 kişinin üstünde yerleşimi olan her yer lağım kokar, en büyük kentlerinde sular akmaz, çöpler toplanmaz, yollar delik deşiktir, başıboş sokak köpekleri sürüler halinde insanlara saldırır, kuduz aşısı bulunmaz. Dünya değişirken bir ülkede; Uygar dünyanın kuralları ters çevrilir. İncelik, gelişmişlik, uygarlık bir erdem olmaktan çıkar. “Erkeklik” de ifade edilen bir ilkellik yüceltir. Öğrenciler kurşunlanır. Bir dizi, bir şiir yaratan herkesin başına odunla vurulur. Ve dünya bunları kabul etmeyince de kızılır. İstenir ki ilkellik dünyaya kabul ettirilsin. Dünya değişirken bir ülkede; sınır kapılarında bekletilir, vizesiz hiçbir ülkeye sokulmaz. Almanya, Fransa Hollanda, İngiltere, Belçika’da ve birçok yerde ” En alt”a yerleştirilir ve küvette koyun kesen, kadınların on metre önünde yürüyen palabıyıklıgiller familyasından bir yaratık karşısında dehşete düşülür. Dünya değişirken bir ülkede; Değişimin dışında kalır, uygar dünyanın dışına yuvarlanır… İnsan yığınlarının birbirini ezdiği bir tünelin sonu gelmez karanlığında, akla, sağduyuya ve inceliğe karşı her şeyi kural ve başları ayak, ayakları baş yapmaya çalışarak… Dünya değişirken bir ülkede; sporda, sanatta, bilimde elde edilemeyen dünya birinciliği trafik ölümlerinde yakalanır. Sırf kafalardaki şizofrenik çarpıklık yüzünden, trafik ölümlerindeki şampiyonluk kimseye kaptırılmaz. Dünya değişirken bir ülkede; Kendi kendinize sorarsanız: Peki bu ülkede hiç mi olumlu bir şey yok? Her şey böyle kötü, kaba çirkin mi? Değil. Birçok güzel ve olumlu şeyin yukarıda saydığımız ve sayamadığımız çirkinliklere iç içe yaşadığı sonucuna varırsınız. Bu iç karartıcı tabloyu değiştirmenin ilk şartı, bunların varlığını kabul etmektir. Yukarıdaki gözlemlere kızanlar da çıkacak. Ama” gerçekler böyle değil” demeyecekler.” Gerçek de olsa niye bunlar yazılıyor?” diye kızacaklar. Ünlü şarkıcı Kim Wilde’ı yalvar yakar Türkiye’ye getirdiler. Dönünce basına, İzmir Körfezi’nin koktuğunu söyledi diye ne nankörlüğü kaldı kadının, ne” yiyip içip zehir kustuğu”. Ama bu küfürler, İzmir Körfezi’nin koktuğu gerçeğini değiştiremedi. Dünyanın gelişmiş ve gelişmemiş birçok ülkesinde büyük kentler kokmazken, yirmi milyon insanın yaşadığı kentlerde sağlıklı yaşam koşulları yaratılırken, ” biz Türkler niye yerleştirdiğimiz her yeri kokutuyoruz?” diye sormalıyız kendi kendimize. Biz niye böyleyiz? Dış dünyayla ilişkisi olanlar bilir. Türkiye gün geçtikçe kendi kaderine biraz daha terk ediliyor, içinde bulunduğumuz yalnızlık her gün biraz daha derinleşiyor. Dışlanıyoruz. Bugün Avrupa’da Türk gençleri, tanıştıkları genç kızlara ya İtalyan olduklarını söylüyorlar ya İspanyol. Kızları kaçırmamak için. Hava alanlarında ay yıldızlı pasaportu gören polisin yüzü asılıyor. Çünkü uyuşturucu kaçakçılığından ki namımız da hayli yürümüş. Bunlar söylemesin istiyoruz. Bu gerçekleri değiştirmek için hiçbir şey yapmayalım, durmadan kendi kendimize övelim istiyoruz. Dünya değişirken, Türkiye’nin bu değişimden pay alması, kendi gerçeklerini acımasızca kabul etmesinden geçiyor. Ancak bundan sonra yeniden; ilkelliğin yerine uygarlığın, kalabalığın yerine inceliğin, hırıltılı şive yerine düzgün Türkçenin, adam ve kadın dövme yerine insanca dostluğun, at-avrat-silah şizofrenisinin yerine bilimin, sanatın önemi anlatılabilir. Toplumu sürükleyecek modeller olarak çağdaş değerler belirlenir. Bu da hoşgörülü bir toplum için topyekûn bir kültür seferberliği demek!