Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli

Oldum olası film yapan insanların gösterdiği insanüstü çabaya saygı duyarım ve hiçbir filmin aleyhine konuşmam, yazı yazmam.
“Damdan düşen halden bilir!” derler.
Ben de bir film bitirmenin ne demek olduğunu bilirim. Bu yüzden filmlere hoşgörüyle bakarım.
Ama bu kez öyle olmayacak.
Bu köşenin okuyucularına bir filme gitmemelerini önereceğim.
Türkiye’de başlayıp başlamadığını bilmiyorum, ama yurt dışında gördüğüm “Bir Vampirle Görüşme” filmi gerçekten mide bulandırıcı.
Baş rolde Tom Cruise‘un oynaması ve filmin pahalı bir Hollywood yapımı olması, sinemalar önünde uzun kuyruklar oluşturmaya yetmiş, ama film başladıktan sonra gördükleriniz tek kelimeyle iğrenç.
Günümüz Amerika’sında şık giyimli bir adamla röportaj yapan gazeteci, aslında vampir olan adamın hayat öyküsünü dinliyor ve bu ses eşliğinde zaman zaman geri dönüşlerle biz de bu yaşamı izliyoruz. İki yüz yıl öncesine gidiyoruz.
Kahramanımız çok hassas bir vampir.
Kanını içmek için öldüreceği insanlara acıyor. Bu yüzden hayvanlara acıdığı için et yemeyen vejetaryenler misali, insan değil hayvan kanı içmeye başlıyor.
Bir ara şehrin lağımlarında bulabildiği her dev farenin boynunu ısırıp kanını emiyor.
Ne var ki vampir doğası, onu durmadan insan kanı içmeye zorluyor.
Bir gün, annesi başka bir vampir tarafından öldürülmüş küçük bir kızın kanını emiyor ama kız, arkadaşı tarafından canlandırılarak vampir yapılıyor.
Böylece vampir ordusuna hiç büyümeyecek olan küçücük, masum bir kız çocuğu da katılıyor.
Kendisine annece bir şefkatle yaklaşanların boyunlarına yaklaştığı anda, dişlerini geçirip işi bitiriyor.
Film, sözüm ona vampirler arası duygusal bir dünyanın varlığını göstermeye ve onların da duyguları olduğunu anlatmaya çalışıyor.
Buna rağmen neden bu kadar para harcandığı, neden böylesine saçma bir konuya, salt mide bulandırma uğruna yatırım yapıldığı anlaşılamıyor.

***

Yukarıda belirttiğim gibi sinema salonu doluydu.
Onca nitelikli filme burun kıvıran Paris sinema dünyası, bu filmi büyük reklamlarla sunuyor.
Bir dönemler Bunuel sarsardı Paris’i.
Bergaman yerinden oynatırdı.
Kurosava‘nın her filmy olay yaratırdı.
Şiddet ve sır dediğiniz zaman da akla Sam Peckinpach, Alfred Hitchcock gibi isimler gelirdi.
Şimdi ballandıra ballandıra fare kanı emdiren Amerikan filmleri gündemde.

***

Film sırasında baktım da seyircilerin pek rahatsız olduğu yoktu.
En iğrenç sahnelerde gülebiliyordu bazıları.
Önce şaşırdım.
Sonra belki de haklı olduklarını düşündüm.
Televizyon ekranlarında Ruanda katliamını seyreden kuşaklar bunlar.
Evlerinde bir yandan yemek yiyor, bir yandan da kan revan içindeki Bosnalı çocukları izliyorlar.
Grozni‘nin kanlı görüntüleri doluyor evlerine.
Bunca gerçek kan arasında, film şiddetinin ne önemi olabilir diye düşünüyorlar belki de.
Miloseviç gibi gerçek vampirlerin dünyasında, Tom Cruise‘un canlandırdığı duygusal vampir, masum bir müptela olarak algılanıyor.