Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli

Daha saldırı başladığı zaman, sonucu belliydi.
Çeçen kahramanlığının, Rus istilacıları paramparça edeceğine duyduğumuz inancı biz de bu köşede belirtmiştik.
Rusların böylesine haksız bir savaşı kazanması mümkün değildi.
Yaptıkları düpedüz zulümdü.

***

Demek ki savaşlar yalnızca asker, top, tüfek, uçak sayısına göre belirlenmiyor.
Her işte olduğu gibi, insan yüreği savaşta da en önemli öğe.
Çeçen dostlarımızı ve bu arada Türkiye‘de yaşayan ve yazılarımızdan dolayı teşekkür yollayan Çeçen derneklerini kutluyor, mücadelelerinde başarılar diliyoruz.
Dünyaya bir kez daha Kafkas kahramanlığını gösterdiler.

***

Madalyonun bir yüzünde Çeçenler varsa, öteki yüzünde de Ortodoks haçı var.
Şimdi dilerseniz, bu madalyonun haçlı yüzüne bakalım.
Gazeteler, cephede öldürülmüş 17 yaşındaki Rus askerlerinin iç parçalayıcı görüntüleriyle dolu.
Bazı çocuklar esir alınmış. Korku dolu bakışlarla kameraları süzüyorlar.
Hepsi de savaşın şiddetinden ürkmüş. Birdenbire umulmadık bir cehennemin içine düşmüşler.
Çocuklukla delikanlılık arasındaki zor yılların belirsizliğini yaşıyorlar daha.
Bıyıkları tam çıkmamış.
Şimdi bilmedikleri bir savaş alanındaki donmuş toprağın üstünde, çıplak bir ölü olarak yatıyorlar.
Gök rengi gözleri anlayamadıkları ölüm sırlarına cevap arar gibi akıp giden Kafkas bulutlarına dikilmiş… donup kalmış öylece.

***

Bu çocuklar oraya kendiliklerinden gitmediler.
Hiçbirinin Çeçen düşmanlığı yoktu. Okullarındaki dedikodularla, aile içi şakalarla ve yüreklerini çarptıran kızlara ilişkin düşlerle sürüp gidiyordu yaşamları.
Her biri kendi geleceğini, dünyanın geleceği sanıyor ve önlerinde uzanan uçsuz bucaksız yaşamın sunacağı lezzetleri tatmak için sonsuz bir sabırsızlık içinde kıvranıyorlardı.
Büyümekte olan ellerini ayaklarını toparlayamadıkları için durmadan bir yerlere çarpıyor ve gençliğin acemi sakarlığına özgü bir sevimliliği taşıyorlardı.
Yaşamlarındaki en büyük dert, her sabah alınlarında yenilerinin çıktığını gördükleri ergenlik sivilceleriydi.
Bir gün cepheye sevkedildiler ve yaşamda sivilcelerden başka dertlerin olduğunu gördüler.
Ve şimdi donmuş Kafkas toprağı üzerinde yatan birer çıplak ölüye dönüştüler.

***

Bu çocukları kim öldürdü?
Elbette Çeçenler değil!

Onlar, kendilerini ezmek üzere gelen ordunun askerlerine ateş ettiler, insanlara değil.
Bu çocukların gerçek katili, onları okullarından, yuvalarından ayırıp, haksız bir savaş için Çeçen cephesine gönderen Rus komutanlarıdır.
Komutanları da aşan esas suçlu ise Boris Yeltsin adındaki adamdır.
İç kargaşayla sarsılan Rusya‘da yönetimi ele geçirmiş olan bu adam, hem kendi ülkesine hem de komşu halklara büyük zarar veriyor.
Ve ne yazık ki böyle adamlara bir süre kimse “Dur!” diyemiyor.
Dünya tarihi böyle örneklerle dolu.