Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli

Paris’e gider gitmez yapılan ilk iş, en yakın gazete büfesinden bir Pariscope dergisi almaktır.
260 sayfalık dergi 3 franka, yani bizim paramızla yaklaşık 20 bin liraya satılır.
Cebe girecek büyüklükte olduğu için, Parislilerin ayrılmaz bir parçası niteliğindedir.
“Paris’te bir hafta” alt başlığını taşıyan bu dergi, bir hafta boyunca Paris’teki sinemalarını, tiyatrolarını, opera, bale gösterilerini, konserleri, sergileri ve lokantaları duyurur.
Karınca duası gibi küçük harflerle dizilmiş bu kalın dergiye baktıkça, Paris’te bir haftada olan bitenlere şaşırırsınız.
Büyük bir olasılıkla birçok ülkenin yüzyılın başından beri gösterdiği sanat etkinlikleri Paris’in bir haftasından azdır.

***

Yazımın girişinde Pariscope dergisini uzun uzun anlatışım, bu derginin önemini vurgulamak istediğimden kaynaklanmıyor.
Bu haftanın Pariscope’unu elime alır almaz içime yayılan sımsıcak sevinci sizlerle paylaşmak istiyorum.
Dergi sayfalarını karıştırırken gözüm 64. sayfadaki başlığa ilişiyor:
“Abidin: Dünyanın en iyimser kötümseri”
Şaşırıyor, seviniyorum.
Paris’e her gelişimde Abidin Bey’le buluşurduk. Şimdi onu göremiyorum, ama Pariscope dergisi aracılığı ile gene bir “Hoşgeldin!” çekiyor.
Tam sayfa bir yazı Abidin Dino’nun Yaşar Kemal’le birlikte hazırladığı kitabin Fata Morgana Yayınevi tarafından basıldığını hatırlatıyor ve dolayısıyla Abidin Bey’le yapılan bir konuşmanın bölümlerine yer veriyor.
İşte o konuşmada Abidin Bey kendisini dünyanın en iyimser kötümseri olarak nitelemiş.
Yazı daha sonra bir paşa ailesinden gelen Abidin Bey’in 1913’te İstanbul’da doğmasıyla başlayan yaşam macerasını özetliyor.
Bir Paris kahvesinde oturup, 1933’te kurulan D Grubu’nu, Abidin Bey’in Güzin Hanım’la tanışıp evlenmesini, Adana sürgününü, 1952’de Paris’e geldikten sonra Picasso, Tzara, Aragon, Elsa Triolet gibi aydınlarla birlikte Nazım Hikmet’i kurtarma kampanyası başlattıklarını okumak tuhaf oluyor doğrusu.
Çünkü Paris eski Paris değil.
Her yer gibi Paris de gözünü Amerika’ya dikti. Ortalık Amerikan filminden, İngiliz müziğinden geçilmiyor.
Değişik ülkelerin aydınları arasındaki duygusal ve ideolojik beraberlik yok artık.
Bütün bunlar Uluslararası sol dayanışmanın ürünüydü. Şimdi herkes “Yeni dünya düzeni”ndeki yerini sağlamlaştırmaya çalışıyor.
Biraz sert mi oldu acaba?
Peki herkes değil diyelim. Az da olsa direnen aydınlar var.
Gene de bu yeni Paris’te, Pariscope dergisinde onca Amerikan filminin arasında Abidin Bey’e rastlamak çok güzel bir şey.
Anlattığım gibi Pariscope bir aydın dergisi değil.
Bu da tam sayfa yazının önemini artırıyor.

***

Nedense Türkiye böyle şeylerle övünmez. Milyonlarca basılan Pariscope dergisindeki tam sayfa yazı göğsünü kabartmaz bizim insanımızın.
Bir – iki kişi dışında kimse sözünü bile etmez bunun.
Bu yüzden hiç olmazsa ben anlatayım dedim Pariscope‘ta Abidin Bey’e rastlamanın sevincini.