Her insan, yaşamını birinci derecede ilgilendiren konularda söz sahibi olmak ister. Hastaysanız, ameliyat kararı size de danışarak alınmalı. Çocuğunuzun okulu konusunda size de sorulması gerekir. Aile bütçesi üzerinde mutlaka söz hakkınız olmalı. Ancak bundan sonra sizden bu konularda özveride bulunmanız istenebilir. Eğer kimse size sormuyor, bu konulara karıştırmıyorsa ve siz müdahale edemediğiniz bu gidişi yanlış buluyorsanız, sizden fedakârlık etmeniz beklenemez.
Güneydoğu konusundaki durumumuz da böyle. Hepimizin yaşamını tek tek belirleyecek olan bu en önemli meselede, ülkenin düşünce odakları devre dışı bırakıldı. Varsa yoksa “güvenlik” birimleri. Ne basın karışabiliyor işe ne aydınlar ne de üniversiteler. “Güvenlik” Türkiye’de kutsal bir kavramdır. “Güvenlik” sözü duyulduğunda akan sular durur. Bu yüzden bazı kişiler, Güneydoğu’yu sadece kendilerinin karar verebileceği özel sorunları olarak görüyorlar. “SUSUN!” diyorlar.”Sakın bu işe karışmayın. Maazallah rejimle oynarsınız. Hiçbir şeye karışmayın, sonra sizi vatan haini ilan ederiz. SUSUN!” Herkes susuyor. Ama aynı çevreler, bir süre sonra işlerin sarpa sardığını görünce başarısızlığın da verdiği öfkeyle size saldırıyorlar. “Bu tek başına bizim işimiz değil.” diyorlar. “Herkes üstüne düşeni yapmalı.” İyi ama bizi karıştırmadığınız, fikrimizi almadığınız bir konuda nasıl fedakarlık bekleyebilirsiniz ki? Basının bu konuyu tartışmasına izin vermiyorsunuz. Bu konuda Cumhurbaşkanı bile konuşsa susturuyorsunuz. Sonra da Güneydoğu’ya gazete dağıtım yasağı gelince “Gidin savaşın.” diyorsunuz gazetecilere. “Savaş muhabiri gönderin.” Şimdi aynı yasak siyasi partilere de geldi. Bu kez partilere dönüp, “Savaş il ve ilçe başkanları gönderin.” mi diyeceksiniz.?
Yanlış yoldasınız. Bu gerçek her gün biraz daha görülüyor. Bırakın Türkiye bu konuyu tartışsın. Basın, üniversite, aydınlar, düşünürler, siyaset bilimcileri, politikacılar serbestçe ne düşündüklerini açıklasınlar. Yanlış düşünüyor olabiliriz. Bırakın birbirimizin yanlışını düzeltelim. Siz de bu görüşlerden yararlanın. Güvenlikle birinci dereceden ilişkili olmayan insanları “vatan haini” olarak görmekten vazgeçin. Bu konuda alçakgönüllü davranın ve öğreneceğiniz şeyler olabileceğini kabul edin. Türkiye bu konuyu tartışsın. Tek çözüm yolu budur. Yoksa gelecek yıl bu yazıyı çok daha ağır koşullar altında tekrarlamak zorunda kalacağız.
