Cezayir Savaşı sırasında Fransız kamuoyu, aydınların ve düşünürlerin bu konuda ne düşündüğünü öğrenme olanağı bulmuştur. Jean Paul Sartre, hiç bir politik görevi bulunmamasına rağmen, Fransa için yaşamsal önem taşıyan konularda düşüncelerini açıklamış ve büyük bir düşünür ve yazar olarak saygı görmüştür. Hatta “Siz Fransasınız” cümlesine karşı De Gaulle “Sartre da Fransa’dır” diyebilmiştir. Almanya’da da durum böyledir. Nazi dönemi dışında, Heinrich Böll, Gunther Grass gibi yazarlar, kendi ülkelerinin temel meselelerini kamuoyu önünde tartışmışlardır.
Türkiye’de ise durum tam tersi. Ülkenin Güneydoğu’sunda bir savaş yaşanırken, bu konuda kimse konuşturulmuyor. Her şey politikacılara ve güvenlikten sorumlu kişilere ihale edilmiş. Yalnız politik zeminde değil, medyada da aydınların düşüncelerine rastlanmıyor. Bu kadar önemli bir konuda mesela Yaşar Kemal’in görüşlerini soran oldu mu hiç? Aslına bakarsanız oldu. Le Monde gazetesi sordu ve yanıtları tam sayfa yayınladı. BBC sordu. Bizden de bir tek Turgut Özal sordu. Her şeyi politikacılara bırakıp, bilim ve düşünce dünyasını dışlamanın ne kadar sakat bir mantık olduğu ortada. Bu mantığa göre şöyle bir kıyaslama yapmanız gerekir: Türkiye’nin sorunları hakkında tarihsel bir perspektif geliştirip, uluslararası boyutta bakabilen kişiler kimlerdir? Soruyu somutlaştıracak olursak, Profesör Şerif Mardin mi bu konularda daha bilgilidir, yoksa konuyla ilgili bakanlar mı? Herhalde aklı başında olan hiç kimse uluslararası bilim adamı Şerif Mardin’le bu politikacıları kıyaslamaya kalkmaz. Ne var ki Türkiye’nin en önemli sorununda yetkili olan kişi Profesör Mardin değildir. Bir sürü rastlantı sonucu o makama gelmiş olarak siyasi gücü elinde tutan kişiler, tartışılmaz bir biçimde ülkenin kaderine hükmediyorlar. Bunu yaparken de kimseye danıştıkları veya sordukları yok. Herhalde kendi akıllarını çok beğeniyorlar. Bir insanın, bilim ve sanat çapını takdir edebilmesi için bile, asgari düzeyde bir eğitim, bilgi ve sağduyu gerekli.
Bu memlekette en önemli konularda söz sahibi olmak için, okumaya, yazmaya gerek yok. Uluslararası üne ulaşmanız ve yabancı ülkelerin cumhurbaşkanlarından saygı görmeniz de yetmez. İyisi mi girin bir partiye. Bir kaç yıl delege olarak çalışın. Sonra hoop diye tepeye atlayıverin ve ülkeyi yönetin. Size ne bilimden, sanattan, kültürden…?
