Batı dünyası bizim uçan halılarla ilgilendiğimizi sanır ama bu ülkede trapez, sihirli Bağdat masallarından çok daha büyük bir ilgiyle izlenmiştir. Çocukluğumuzda gittiğimiz sirkler ve belleğimizde yer eden unutulmaz trapez filmleri sayesinde herhalde. Bildiğiniz gibi trapezcilerin en tehlikeli numarası bir trapezden diğerine atlamaktır. Boşlukta sallanır dururlar; bu sırada karşıdaki trapez de gidip gelmektedir. Trapezci bu gelgitler arasında en uygun anı sezmek ve tam o anda trapezini bırakarak öteki trapezi yakalamak zorundadır. Eğer bir hesap hatası yaparsa boşluğa yuvarlanır gider. Son günlerde Türkiye, gözümün önüne bir trapezci olarak geliyor. Ait olduğu Doğu uygarlığını bırakmış, Batı trapezini yakalamak istemiş ama zamanlamayı iyi yapamadığı için tam da yakalayamıyor. Parmaklarının ucuyla dokunuyor ama tam kavrayamıyor Batı trapezini. Boşlukta. Çünkü bir trapezi bırakmış, ötekini de yakalayamamış. Aşağı yuvarlanması an meselesi. Aşağıda ağ falan da yok. Bıraktığı trapeze geri dönmesi mümkün değil. Artık o trapezden çok uzak. Tek çaresi var: O da Batı trapezini yakalamak için neredeyse insanüstü bir gayret göstermesi. Türkiye için Avrupa Birliği’nden daha iyi bir çözüm yolu bilen varsa, söylesin. Bu birliğe girmemiz şart. Tarihimiz, coğrafyamız, kültürümüz, ekonomimiz zorluyor bizi buna. Pazartesi akşamı Kemal Derviş, Fatih Altaylı’nın programında Avrupa meselesini, her zamanki berrak ve net mantığıyla çok güzel anlattı. Türkiye’nin Amerika yolunu tutması mümkün değil. Çünkü -bırakın başka sakıncaları- ortada böyle bir “Amerikan Birliği” yok. Amerikan meclisine Türk temsilci yollamak mümkün değil. Oysa Avrupa bir birlik. Türkiye üye olduğu zaman, Türk milletvekilleri ve bakanlar, Avrupa’nın karar sürecinde yer alacaklar. İç ve dış engel çok ama trapezcinin de boşlukta beklemeye tahammülü yok. Avrupa trapezini mutlaka yakalamak zorundayız.
