Bir an varsayalım ki ülke olarak Avrupa Konseyi’nde müthiş bir çalışma yürüttük, lobiler yaptık, yabancı vekilleri yanımıza çektik ve sonra bir öneri sunduk: KKTC tanınsın! Olabilir mi, tanınabilir mi! Elbette ki hayır. İşte birkaç gündür tartışılan konunun özü bu. Avrupa Konseyi KKTC’yi tanımıyor ki onun milletvekillerine ülkelerini temsil hakkı versin. Türk tarafı, zaten reddedileceği belli olan böyle bir önergeyi hiç vermemeliydi. Yanlıştı. Bunu isteyen arkadaşlar uyarılmıştı. Buna rağmen disiplin gereği, KKTC milletvekillerinin meclise girip konuşma yapmaları yönünde hepimiz oy verdik. Önümüzdeki düğmelere bastık ve yeşil ışık yandı. Ama reddedildi. Reddedileceği belliydi. Buna rağmen bazı arkadaşlar ısrarcı oldular. Oysa uluslararası politika gerçekler üzerine kurulmalı. Öyle heyecanlanıp, milletvekili avına çıkarak her istediğinizi geçirmeniz mümkün değil. Bu işte de böyle oldu ve öneri geri tepti. Bu yanlışı yapan arkadaşlar baştan uyarılmışlardı ama dinlemediler. Sonra da yok Azeriler oy vermemiş, yok toplantının sonunda herkes yokmuş gibi bahaneler uydurdular. Peki sorun bakalım, bu kadar yüklenilen Azeriler tam takım oy verseydi, öneri geçiyor muydu? Hayır, kesin olarak hayır! Zaten Konsey parlamentosunda ayak oyunları yapıp gol atarak KKTC’yi tanıtma anlamına gelecek önerileri geçirmek ham bir hayalden öte bir şey değildi.

Güme giden karar Ama bizim ne olup bittiğini pek de iyi anlayamayan sevgili Türkiye’mizde önemli bir şey güme gitti. O da perşembe günü Avrupa Konseyi gibi önemli bir kurumun kabul ettiği karar. Ey okuyucu. İki gündür bu kararı ne yazık ki hiçbir yerde okuyamıyorsun. Bari ben özetleyeyim. Perşembe günü kabul edilen kararda Avrupa Konseyi Rumları kınıyor, Türkleri övüyor ve selamlıyor. Kıbrıs Türklerinin izolasyonunun kaldırılmasını istiyor. Türklerin ekonomik durumlarının iyileştirilmesi ve ambargoların kaldırılması yönünde irade belirtiyor. Kıbrıs Türklerinin uluslararası planda temsil edilmemesinin, hatta inkâr edilmelerinin adaletsiz olduğunu vurguluyor. Ve bu kadar güzel bir karar güme gidiyor. Niçin? Çünkü bazı Türk milletvekilleri yanlış hesap yaptıklarını kabul edecek yerde ortalığı bulandırmayı tercih ediyorlar. Ve Strasbourg’ta başaramadıkları lobi faaliyetlerini Türk basınında uyguluyorlar. Kimse de bunlara dönüp, önergeyi vermeden iyi hesap yapıp yapmadıklarını sormuyor. Peki Azeriler oy verse ne olacaktı demiyor. Ve Türkiye sık sık görüldüğü gibi, birbirini yaralama peşinde patinaj yapıyor. Aslında ben bugün size, Konsey’de birlikte olduğumuz Lord Russel Johnston başkanlığında bir heyetin hazırlayacağı Kürt raporunu, Van’a, Diyarbakır’a yapacakları ziyareti ve bu konudaki görüşmelerimizi anlatacaktım ama ne yapalım ki magazin gündemi daha ağır basıyor. Hayati konular harcanıyor.