Annan Planı ortalığı öyle bir karıştırdı ki bir daha eski dengeler oluşur mu bilinmez. Yıllar yılı omuz omuza mücadele veren insanlar Annan Planı ile bölündü, saf değiştirdi. Kofi Annan elindeki kağıtları iyice karıştırdı ve yeni desteler oluşturdu. On gün öncesine kadar aynı cephe içinde yer alan insanlar, birden kendilerini karşı safta buluverdiler. Vereceğim birkaç örnek bile durumun garipliğini anlatmaya yeter. Hayır cephesindeki bazı isimler şöyle: Rauf Denktaş, Devlet Bahçeli, Mikis Theodorakis, Papadopoulos, Dimitri Hristofyas. Kıbrıs’ta sloganlaşan “Yes be annem”e yatkın isimler ise şöyle sıralanabilir: Mehmet Ali Talat, Glafkos Klerides, Yorgo Papandreu, Gunther Verheugen. Bu listeye hükümeti de eklemek gerekiyor. Ne acayip bir dünyadır bu. Dün isimlerinin yan yana gelmesini tahayyül bile edemediğiniz kişiler, Annan Planıyla savrulup kendilerini eski düşmanlarının ortasında buluverdiler. Ama bunun Kıbrıs’ta “son perde” olduğunu hiç sanmıyorum. Bildiğim kadarıyla Avrupa Birliği bu tavrı içine sindiremez, uzun da sürse Kıbrıs Rumlarını istediği noktaya çeker. Sonbaharda bir referandum daha yapar ve o kadar ustalıklı manevralar yürütür ki bu sefer Kıbrıs’ın “Hayır!” diyecek hali kalmaz. Bu yüzden 24 Nisan, oyunun finali değil, belki de başlangıcı. Eğer AB’nin dili olan Verheugen çok sert bir üslupla “Rumlar beni aldattı!” diyebiliyorsa, bu pilav daha çok su kaldıracak demektir.
Zana davası Avrupa Birliği’nin bir başka sert açıklaması da Leyla Zana davası dolayısıyla yapıldı. Kısaca Zana davası diyoruz ama bu iş dört eski milletvekilini, daha da ötesi bütün Türkiye’yi ilgilendiriyor. AB’nin açıklamalarını iç işlerimize müdahale olarak gören sesler yükseliyor. Türkiye’de kuvvetler ayrılığı olduğundan ve yargıya kimsenin karışamayacağından söz ediyorlar. Oysa biz AB’nin mahkemesini “iç hukuk yolları tüketildikten sonraki üst merci” olarak kabul etmişiz. Mahkemelerimizin aldığı kararları bozuyorlar, Türkiye’yi milyonlarca euro tazminata mahkûm ediyorlar. Ayrıca unutmayalım ki Zana davası siyasal bir davadır. 1994 yerel seçimleri öncesinde siyasi bir “show” yapmak isteyen dönemin başbakanı Çiller’in, dört milletvekilini meclisten çıkarttırıp hapse attırmasıyla başlamıştır. Meclis bahçesinde enselerinden hoyratça tutularak polis arabasına tıkılan milletvekillerinin görüntüsü hâlâ belleklerde. On yılı aşkın süredir hapiste yatan insanları, AİHM kararına rağmen daha da çok yatıracağım diye diretmek doğru değil. Irza tecavüz edenleri, kanlı katilleri affeden ve garip bir infaz sistemine sahip olan Türkiye’de on yıl hapis yatmanın kaç yıllık bir cezaya tekabül ettiğini herkes gayet iyi bilmekte. Bu iş böyle devam ettikçe; “Avrupa Birliği yanlıları ve karşıtları kozlarını Zana üzerinden paylaşıyor” yargısını hiçbir zaman silemezsiniz.
