Gazeteden telefon ettiler; baskının erken yapılacağını, yazının altı buçuğa kadar gönderilmesi gerektiğini söylediler. Bilgisayarı açtım, karşısına oturdum; aklımdaki yazı konuları arasında bir eleme yapmaya koyuldum. Ekran bana bakıyor, ben ekrana. Böyle bir durum ancak konu eksikliğinden kaynaklanabilir ama Türkiye’de hep tam tersi oluyor. O kadar çok yazacak konu var ki; acaba hangisini öne çıkarmalı? Derken okurları düşündüm. Acaba yarın bu gazeteyi ellerine alıp (veya internetten açıp) da bizim köşemize göz atmak lütfunda bulunacak olan siz okurlar, ne okumak istersiniz? Bu soru şöyle bir anlam da içeriyor. Siz benim yerimde olsanız ne yazardınız? Gelin konuları birlikte gözden geçirelim:
Mehmet Ali Ağca tekrar içeri alınırken, “Ben tanrı değilim, mesihim ve kıyametin kopacağını bildiriyorum” diye bağırmış. İtalyan gazeteleri “kıyamet” bildirisini, bazı çevrelere yollanan bir gözdağı mesajı olarak yorumluyor ve Ağca öldürülebilir diyor. Bunu mu yazmak isterdiniz?
Ünlü bir İtalyan yargıcı, “Bu nasıl adalet anlayışı? Yargı, bir mahkumu, cezası dolmadan tahliye edip sonra yanlışlık yaptık diye tekrar tutuklarsa, yara almış olur” diyor. Böylece Türk yargısı yurt içinden sonra yurt dışında da eleştirilmeye başlanıyor. Yazı konusu olarak bunu mu seçelim?
Google bir “önyargılar haritası” hazırlamış ve ülkelerin karakteristiklerini alt alta sıralamış: İtalya’nın karşısında makarna var, Fransa’nın karşısında şarap. Japonlar teknolojiyle anılıyor, Küba caz müziğiyle. Türkiye’nin karşısında ise “silah tutkusu” yazıyor. Bana kalırsa son derece doğru bir gözlem. Peki, yazı konusu bu mu olsun?
Erbakan ödemesi gereken para cezasının eski parti yöneticilerine de paylaştırılmasını istiyor. Bence haklı. Dokunulmazlıkları var diye aynı suçu işleyenlerin kurtulması sizce doğru mu?
Biliyoruz ki; pazar günleri eğlenceli şeyler yazmak adet olmuştur. İyi ama bunca haber içinde eğlenceli konuyu nerden bulalım. Daha doğrusu bulmak zorunda mıyız? Siz olsanız ne yazardınız?
