Son zamanlarda öylesine yazı ve sinema çalışmalarına gömüldük ki neredeyse müzikle uğraşmanın ve müzisyen dostlarla bir arada olmanın eşsiz tadını unutuyorduk. Sağ olsun, Mustafa Oğuz, yeni yılı kutlama nedeniyle hepimizi bir araya getirdi de geçmiş günlerin müzik dostluklarını ve bir arada müzik yapmanın dayanılmaz çekiciliğini hatırladık. Egemen Bostancı’dan devraldığı mirası sürdüren ve yüce gönüllü bir tutumla müzik dünyasının “mesen”i haline gelen Mustafa, melodi imparatorluğunun as kadrosunu, Ece’nin yeni açılan sempatik mekanında topladı. Yirmi otuz yıllara dayanan dostluklarla demlenen sohbetler, gecenin ilerleyen saatlerinde yerini, ses telleriyle değil de yürekle söylenen ortak şarkılara bıraktı. Sanki görünmez bir Pan herkesin kulak dibinde beliriyor ve sihirli flütünün yakıcı ezgilerini üflüyordu. Fellini’nin “Gemi Gidiyor” filminde anlattığı operacıların yolculuğu gibi, birbirini takdir etmekle rekabet duyguları arasında gidip gelen büyük sesler, birbiri ardından patlattıkları şarkılarla virtüozluk derecelerini ortaya koyuyor ve makamlar arasında dolaşan usta sesler, havada çarpışan kılıçlar gibi şakırdıyordu. Emel Sayın’ın bir şarkısına Muazzez Abacı’nın cevap vermesi ya da Nilüfer’in hançeresinden gür bir nehir gibi fışkıran sesini, Sezen’in kadim Endülüs yakıcılığıyla karşılaması görmeye ve dinlemeye değerdi doğrusu. Nükhet, Sezen’in “süpervizör”lüğünde kaydettiği son plağının parçalarını okuyordu. Daha sonra Sezen ve Muazzez’le birlikte benim Salkım Söğüt ve Memik Oğlan’ı söyleyen bir trio oluşturuyorduk. Bu küçük dost toplantısında bizler gibi emekliliği yaklaşmış şarkıcıların arasına yeni kuşağın temsilcileri de katılmıştı. Sertab, Levent, Aylin gibi genç müzikçiler kuşaktan kuşağa aktarılan bir geleneğin tanıkları gibiydiler ve hepsinin yüzü mutluluk ve neşeyle parıldıyordu. Star olduklarının farkında olmayan genç bir alçakgönüllülük taşıyan içten davranışları belki de en büyük özellikleriydi. Sevgi dolu ve sevilecek insanlardı.

Dostlarımla birlikte şarkı söylerken müzik dünyamızdaki rekabetlerin hiç bir zaman kırıcı noktalara sürüklenmediğini düşündüm. Bu açıdan şanslıydık. Müzik hiçbir zaman diğer sanat dallarının acımasız rekabet ve kavgalarını yaşamadı. Sabaha karşı eve dönerken içim, beni tekrar müzikle buluşturan Mustafa’ya ve sevgili dostlara şükranla doluydu. Ve çok sevdiğim İngiliz şiirini tekrarlıyordum içimden. “Biz müzikçiler, Yani bütün düşleri düşleyenler…”