Sevgili Hıncal Uluç da söz edince tartışma tekrar alevlendi: Entellektüel sözcüğü tek “L” ile mi yazılır yoksa çift “ L” ile mi? Şahin Alpay’ın yönettiği ve büyük ses getiren “Entellektüel Bakış sayfasında sözcüğün çift “L” ile yazılan biçiminin kullanılması tartışmanın odak noktası. Aslına bakarsanız yıllar önce benim başıma da geldi bu! Yayına hazırlanan bir kitabımdaki “entellektüel” sözcüğünü, her zaman yaptığım gibi çift “L” ile yazmıştım. Daha sonra editör bunları tek “L”li hale dönüştürmüş. Dolayısıyla kitap da bu biçimiyle yayınlanmış oldu. Ne var ki bu tutuma itiraz ettim ve kitabın daha sonraki baskılarında, benim tercih ettiğim gibi kullanılmasını istedim. Nedeni basit: Entellektüel, Türkçe bir sözcük değil. Batı’dan aktardığımız bu kavramı, Fransızca aslına uygun olarak Türkçe’deki okunuşuyla yazıyoruz ve böyle yazmak gerekir. Sözcük Batı dillerinde tek “L” ile yazılmıyor ki. Türk Dil Kurumu’nun sözcüğü tek “L” ile yazmasının ve daha sonra yazım kılavuzu hazırlayanların da buna uymasının pek büyük bir anlamı yok. Çünkü yanlış!

Sözcüğün “L” ile yazılması düşüncesi, hiçbir dünya dilinde olmayan ve Türkçe’de uydurduğumuz “entel” sözcüğünü kolaylaştırmaya yarıyor. Kelimeyi bölerken “entell” demek zor olsa gerek. Oysa böyle bir kavram uydurmamıza gerek yoktu. Türkiye’de pek az “entelektüel” ve bir sürü “entel” olduğunu biliyorum. Ama bunları eskiden olduğu gibi “ aydın özentisi” ya da “ yarı aydın” olarak nitelemek yeter. “ Yarı aydın”ı anlatmak için mutlaka entellektüel sözcüğünü yarıdan bölmeye gerek yok.

Bence işin aslı başka… Dünyayı sorgulayan felsefe yerine, inanç boyutunu yeğlemiş geleneğimizde “düşünce” ye ne kadar önem verilmiş ki, bunu anlatan sözcükler de modern anlamda yerine otursun. Ben, dünyanın hiçbir dilinde Türkçe’de olduğu kadar “ düşünme” eylemini aşağılayan atasözü bulunduğunu bilmiyorum. “ Düşün düşün, …tur işin!” demişiz. Düşünen insanı “Nasreddin Hoca’nın hindisi gibi düşünür” diye hor görmüşüz. Bazen de “Ne düşünüyorsun? Karadeniz’de gemilerin mi battı?” diyerek uyarmaya çalışmışız. “Ayağını sıcak tut, başını serin” diye öğüt vermiş arkasından hemen eklemişiz: “Düşünme derin!” Felsefesi ve filozofu olmayan bir geleneğin popüler düzeydeki yansıması elbette böyle olacak ve iş sonunda Nazım’ın dilinde “Sana düşman, bana düşman-Düşünen insana düşman” noktasına varacaktı. Düşünme araçları olan kitaplara düşmanlık da bunun göstergelerinden biriydi. Bu yüzden ister çift, ister tek “L” ile yazılsın, entellektüel boyut Türk kültür yaşamının büyük eksiklerinden biri. Meydan bu yüzden çifte kavrulmuş, “entel”lere kalıyor.