Ben bir gazete yöneticisi olsaydım, manşetlerini seçseydim, büyük ihtimalle o gazete birkaç ayda batardı. Çünkü Mecelle’nin ünlü “Ehemmi mühimine tercih gerektir!” kuralı gereğince benim kafam başka türlü işliyor. Genellikle manşetlere çıkan haberleri küçük, arka sayfalara sıkışmış haberleri ise büyük görüyorum. Herhalde bir tür jurnalistik astigmat durumu söz konusu. Sanki sivri dilli Bernard Shaw’un bazı gazetecileri kastederek sarfettiği “Gazetecilik, bisiklet kazasıyla dünya savaşının başlangıcını ayırt edemeyen bir meslektir” sözü benim için söylenmiş. Neden bu girişi yazdım dersiniz: Dünkü gazeteleri okurken gözüme bir haber takıldı da ondan. Azgelişmiş ve orta gelişmiş ülkelerdeki insanlar daha çok kanser oluyormuş. Bu hastalık zengin ve gelişmiş ülkeleri değil, bizim gibi ülkeleri seviyormuş. Bunu söyleyen Dünya Sağlık Örgütü.Kronik Hastalıklar Birimi Başkanı demiş ki: “Her yıl dünyada kanserden ölümlerin yüzde 80’inden fazlası gelişmekte olan ülkelerde meydana geliyor.” Biz bu yüzde 80’e giriyoruz. Dehşet verici değil mi? Doktor devam ediyor: “Kanser zengin ülkelerdeki yaşlı erkeklerin hastalığı değil. Kanserin yükü, azgelişmiş, düşük ve orta gelirli ülkelerde.” Komisyon Başkan Yardımcısı da kanserin giderek arttığını söylüyor ve bunun “sigaranın yanı sıra böcek zehirleri ve gıdalara konan katkılarla ilgili” olduğunu belirtiyor. Nedense bu küçük haber benim için en büyük haberden daha önemli. Manşetlerde Erdoğan’ın Washington ziyareti var. Büyük Ortadoğu Projesi, Suriye, türban vs. Ama nedense bu ziyaret Türkiye açısından en önemli haber, Amerika açısından ise küçük bir ayrıntı. Her gün kaç ülkenin lideri Beyaz Saray’a gidip geliyor biliyor musunuz?Afrika’daki her ülkenin lideri Oval Ofis’te en az bir kez ağırlanmıştır. Ertesi gün de bu olay kendi ülkelerinde manşet olmuştur. Amerika’da ise kimsenin ruhu duymamıştır. Türkiye Başbakanı’yla yapılan televizyon röportajı bile Amerikan CNN’inde değil, dış yayınlarında. Neyse, benim derdim bu da değil. Elbette bu haberin bir önemi var ama siyaset, ekonomi, kültür vs. için bir tek şey gerekli: Yaşam! Eğer yaşamazsanız ne Amerika kalır, ne BOP, ne türban! Bilim adamları bizi uyarıyor ve diyor ki yediğiniz içtiğiniz her şey, soluduğunuz hava sizi zehirliyor ve kanser oluyorsunuz. Biz buna aldırmıyor, aklımızı siyasete takıyor ama tanıdık biri kanser olduğunda da “Amma da arttı bu hastalık yahu!” diyerek geçip gidiyoruz. Bence bu bilimsel toplantıda söylenenler manşet olmalı. İşte böylece niye kimsenin bir gazeteyi bana teslim edemeyeceği gün gibi ortaya çıkıyor. Çünkü benim önceliklerim ve okurlarınkinden farklı olan gündemim başarılı bir gazeteyi bile iki ayda batırır. Haksız mıyım?