Dün sabah saat 11’de bir grup arkadaş, Ercan Arıklı’nın mezarında bir anma toplantısına katıldık. Başlar öne eğik, bakışlar yere dikili, eller kavuşmuş durumda. Bu ilginç ve renkli kişilikle arkadaşlık etmiş, yaşamının bir dönemini paylaşmış insanlar olarak bir aradaydık. Önceki akşam kısa bir konuşmayla VATAN’ın 1000’inci sayısını kutlayan Zafer Mutlu, şimdi arkadaşının yasını tutuyordu. Olgun ve dengeli kişiliğiyle herkesin sevip saydığı Güngör Mengi, bilge mizahını hayatın acılarından süzüp çıkaran Selahattin Duman, hiç kimse için kötü söz söylemeyen, herkese yetecek bir sevgiyi yüreğine sığdıran Mudo ve bu yazının çerçevesi içinde adlarını tek tek sayamadığım arkadaşlarım oradaydılar. Birlikte eğlenmeyi bildiği kadar yas tutmayı, kötü günleri paylaşmayı ve dayanışmayı da bilen bir arkadaş grubunun serüveniydi bu. Birlikte acı tatlı yıllar geçirilmişti. Ve bu insanları birbirine yaklaştıran güçlü dostluk bağları, 1000’inci sayısını kutlayan VATAN’in başarısının arkasındaki sırdı. Bu ilginç insanlar şaka yapar gibi çalışıyor, çalışır gibi şakalaşıyor ama her gün, belki de milyonlarca paradigmadan oluşan gizemli bir ilişkinin sezgisel ilmeklerini ihtimamla dokumayı ihmal etmiyordu. Haşarı oğlan çocukları gibi her yaptıkları işe bir neşe havası siniyordu. İşte bütün başarıların sırrı buradaydı. Neredeyse yirmi yıldır bu sırrı gözlerimle görüyordum. Zafer için hep, eğer müzikle ilgilense çok iyi bir orkestra şefi olurdu diye düşünmüşümdür. Tanıdığım bunca kişi içinde insan ilişkileri denilen zor zanaatı onun kadar ustalıkla yürüten, yöneticilikle arkadaşlığı böylesine belli etmeden harmanlayan, insanlarla arasına uzak ve yakın mesafeler koymakta ustalaşan bir başkasını görmedim desem yeridir. Değişik insanları ortak heyecanlara yöneltebilir ve yeteneği de cabası. İşte VATAN’ın bu kadar kısa sürede zirveye tırmanmasının sırrı bu neşeli dostluk duygusunda yatıyor. Elbette bir de geçirilmiş kötü deneyimlerin sonucunda bağımsız gazeteciliği ilke edinmiş olmakta. Günlük gazetede bağımsızlık bir turnusol kağıdına benzer. Eğer bir tek gün bile yönünüzden saparsanız, yüz binlerce okuyucu sizi bir anda kıpkırmızı edebilir. VATAN’daki yazı işleri kadrosunun ve değerli yazar arkadaşlarımın, dürüstlük ilkelerini koruma çabalarına her gün tanık olmanın mutluluğu içindeyim. Mesela Mustafa Mutlu’nün kılı kırk yaran titizliği ve namuslu yüreği bunun en yeni ve parlak örneği. Gazetecilik bambaşka bir şey. Ben bunca yıldır yazı yazmama rağmen hiçbir zaman gazeteci olamadım. Çünkü gazetecilik bir refleks, bir yaşam biçimi. Her gün, her saat önemliyi önemsizden ayırabilme ve toplumdaki gelişmeleri sezebilme yeteneği. Ben temelde ayrı disiplinlere mensup olduğum için zaman algılamam farklıdır. Olaylan günü gününe izleyebilme yeteneği yok bende. Ancak geniş zamana yayılan gelişmeler üzerinde düşünebilirim. Bu yüzden sadece deneme yazıyorum. Ama arkadaşlarım hayatı 24 saat izleyerek size müthiş gazeteler hazırlıyorlar. VATAN’daş olmanın sorumluluğu ve kıvancı içinde nice 1000 sayılara. Keşke Ercan da bu günleri görebilseydi.
