Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli
Gazetelere göz gezdirdikçe hangi yılda yaşadığımı anlayamıyorum.
Birinci sayfa haberlerine bakıyorum: Hepsi tanıdık geliyor.
“Ben bu haberi daha önce okumamış mıydım? Bu resmi daha önce görmemiş miydim?” diye soruyorum kendime.
Sabah sabah, matbaadan yeni çıkmış bir gazetedeki tanıdık – bildik haber ve resimleri, olağandışı bir “dejavu” duygusuyla açıklamaya çalışıyorum.
Sonra anlıyorum ki suç bende değil.
Gazeteler her yıl aynı günlerde aynı haberleri, aynı başlıklarla tekrarlıyorlar.
Aslına bakarsanız onlar da haklı.
Çünkü dönüp dolaşıp aynı şeyler oluyor Türkiye’de.
Sanki zamanın donduğu bir ülke burası.
***
Pazar gazetelerine bakıyorum: İşte gene Cumhurbaşkanı katıldığı bir toplantıda ısrarlara dayanamayıp, ısrarlara dayanamayıp, şarkıcının ağzına tuttuğu mikrafona bir türkü mırıldanmış:
“Burasi Muş’tur – Yolu yokuştur.”
Her ne hikmetse cumhurbaşkanları hep bu türküyü söyler.
Açın geçen yılın gazetelerini, Cumhurbaşkanı’nın yine bu türküyü söylediği haberini okuyup, renkli fotoğraflarını göreceksiniz.
Aslı “Burası Huş’tur” olan ve dümdüz ovalık Muş‘a maledilen ezgi, tek siyasi türkümüzdür.
Bir de siyasilerin katıldığı pop konserleri vardır. Onlarda da ne hikmetse hep “Bir şarkısın sen” söylenir.
***
Geçen yılların gazetelerine baktığınız zaman “Trafik canavarının kana doymadığı”nı okursunuz.
Başlık bile değişmez.
Yazı “Bütün uyarılara rağmen…” diye başlar.
***
Değişmeyen bir başka resim ve haber konusu ise, bir gece önce Rumelihisarı‘nda kimin kimi öptüğüdür.
Gazetelerimizin demirbaş köşelerinden biridir bu.
***
Her yıl gazetelerimiz PKK‘nın sonunun geldiğini, beli kırılmış örgütün son çırpınışlar içinde olduğunu yazar.
Yaz gazeteleri, bu işin sonbaharda temizleneceğini müjdelemeyi alışkanlık haline getirmiştir.
***
Şehit cenazelerinde PKK’ya lanet yağar, hücre evlerinde çatışmalar olur, Muazzez Abacı “Beraber yürüdük biz bu yollarda”yı söyler, trafik canavarı tatil yapmaz, turizm patlar, Rumelihisarı şenlenir, hükümet hep yampiri oturduğundan düştü düşecek izlenimi verir, dış gezilerde yabancılar Başbakanımıza hayran olur, Cumhurbaşkanımız kalpak giyer, enflasyon canavarı soframıza el uzatır, döviz sakin, piyasalar durgun olur.
Ve biz döne döne bunları okuruz.
***
Marquez’in “Yüzyıllık Yalnızlık” romanında, nice ihtilalden, aşktan ve yenilgiden sonra Albay Buendia köşesine çekilir ve akşamları eritip, her sabah yeniden döktüğü gümüş balıklar yapmaya başlar.
Bir gün yanındakilere hangi gün olduğunu sorar: Salı olduğunu söylerler.
“Bugünün” der “dünden hiçbir farkı yok. O zaman dün de salıydı. Her gün salı.”
Albay pek de haksız sayılmaz değil mi?
Bizde de her gün salı.
