Elysee Sarayına yakın bazı Fransızlar,
Mitterrand'ın, Türkiye gezisini beş kez
iptal ettiğini söylediler. Çeşitli grupların
baskıları ve protestoları sonucunda ortaya
çıkan bu engeller yenilmiş ve sonunda
Mitterrand bu geziyi yapmaya ikna edil-
mişti.

Fransızlara göre en büyük gayreti de
Paris Büyükelçimiz Tansuğ Bleda göster-
mişti.

Böylesine zorlukla sağlanabilen ve Tür-
kiye açısından büyük önem taşıyan bu zi-
yarete nasıl bir karşılama beklersiniz?
Görkemli ve zarif bir tören değil mi?
Ne yazık ki öyle olmadı.

Pazartesi günü Ankara'daki karşılama,
Türkiye'ye özgü bir acıklı güldürünün hü-
zün verici sahneleriyle geçti.

İlk sıkıntı trafikte ve güvenlikte başladı.
Mitterrand'ı karşılamak üzere havaa-
lanına hareket edecek yabancı gazetecile-
rin şoförleri, trafik polisi tarafından topla-
narak götürüldü.
Sebep, Hilton'un önüne yanlış parket-
mek.

Yabancı gazeteciler binbir dil dökerek
Mitterrand'a son dakikada yetişebildiler.
Esenboğa'dan yola çıkan kortej anlaşıl-
maz nedenlerle üçe bölündü ve arabalar
kayboldu. Kimi Demirel'in otosunun pe-
şine takılarak Meclis'e gitti.

Bir grup Fransız işadamı ise kendilerini
anlamsız bir şekilde Or-An'da buluverdi.
Üstlerinde çeşitli firmaların reklamları
yazılı olan kirli, küçük minibüslere tıkıştırı-
lan Fransızlar Anıtkabir'e giderken, önde
yol gösteren polis arabası yanlış yola sap-
tı ve böylece o grup törene yetişemedi.
O arabada bulunan yazar ve padişah
torunu zavallı Kenize Murad içinse "Anıt-
kabir'e mahsus gelmedi" yorumları yapıl-
dı.

Bu hengameyle geçen günün sonunda
Çankaya Köşkü'ne çıkıldı.
Ve asıl felaket orada başladı.
Davetiyelerde smokin giyme mecburi-
yeti belirtildiği için bütün Fransız ve Türk-
ler smokinliydi.
Bir kişi hariç: Süleyman Demirel.
O, takım elbiseyle gelmeyi tercih etmiş-
ti.

İki Cumhurbaşkanının konuşması ilginç
mesajlarla doluydu ama ne yazık ki güme
gitti.

Çünkü Mitterrand'ın yakasına takıl-
mış olan mikrofon kaydı ve düzeltmek is-
teyenler, güvenlik nedeniyle yanına soku-
lamadı. Bu arada konuşmaları bölen
amplifikatör patlamaları, çatlamaları du-
yuldu ve konuşmanın sonuna doğru yer-
lerde sürünen bir takım adamlar, Mitter-
rand'ın önüne yeni bir mikrofon koyma
denemesine giriştiler.

Böylece hiçbir yabancı televizyon, ko-
nuşmanın sesini alamadı ve dünya televiz-
yonlarındaki yayın şansı kayboldu.

Daha sonra yemeğe geçildi.
Fransızlar yemeğe ve şaraba düşkün in-
sanlardır. Herhalde Çankaya Köşkü'nde
de Türk mutfağının seçkin örneklerini bu-
lacaklarını sandılar. Ama yanıldılar. Önle-
rine getirilen; Fransız usulü yemeklerin en
berbatıydı.

Knorr hazır et suyunun içinde yüzen be-
yaz peynir küpleri, ağzına alır almaz her-
kesin gözlerini yerinden uğratan, birer tuz
topağı halinde ve plastik poşetten çıkmış
soğuk balık ve rezalet bir kuzu sırtı.

Tam o sırada sahne yerine kullanılan
merdivenlerde yerini alan bir saz takımı ve
bir hanım türkücü, Katadır Kaşların'a
başlamaz mı!

Birkaç türküden sonra türkücü hanım
Fransızların ünlü "Kiraz Zamanı" şarkısını
söyledi. Böylece muhafazakar Çankaya
Köşkü de, Fransız Komünistlerinin bu di-
reniş şarkısını dinleme olanağına kavuştu.

Yemek dağılırken, burada adını verme-
yeceğim çok üst düzey bir politikacı "Keş-
ke telefon edip ezo gelin çorbasıyla,
iskender kebap getirtseydik" diyordu.
"Fransızlar için daha makbule ge-
çerdi."