Büyük devlet adamlarının sanatçı dostları olur.

Mesela Cengiz Aytmatov Gorbaçov'un, Marquez Castro'nun yakın dostlarıdır.

Bizde de bazı devlet adamlarının gazino artistleriyle dostluk kurduğu olmuştur. (Ne yapalım! Karga kargayla gezer, kartal kartalla.)

Sanatçı-devlet adamı dostluğunun en güzel örneklerinden birisi François Mitterrand'la Yaşar Kemal arasında yaşanmaktadır.

Kendisi de usta bir yazar olan Mitterrand, Yaşar Kemal'in en sadık okurlarından biridir.

Bu yüzden dostluk, okur ve romancı ilişkisi olarak başlamış ve daha sonra derinleşerek kişisel temellere kavuşmuştur.

François Mitterrand'ın Fransız televizyonunda yaptığı bir konuşmayı hatırlıyorum.

"Ben hep okyanus kıyısında yaşamak istedim" diyordu. politikacı olduğum için büyük kentlerde dar, sokaklarda oturmak zorunda kaldım. Sadece Yaşar Kemal'in kitaplarını okuduğum zaman kendimi okyanus kıyısındaymış gibi hissedebiliyorum."

Bir çok kez Mitterrand'la Yaşar Kemal arasındaki dostluğun gözlemcisi olma şansına eriştim.

Gözümün önüne çeşitli sahneler geliyor.

Güney Fransa'da bir akşam yemeğinde Yaşar Kemal'in Mitterrand'a türkü söyleyişi, çeşitli toplantılarda Mitterrand'ın Yaşar Kemal'i görünce yüzünde genişleyen bir gülümsemeyle "Yaşaar!" diye iki kolunu açarak yürüyüşü, Çukurova'yı Çurukova diye telaffuz edişi ve Legion d'Honneur töreni, Sarayında yapıldı.

Yaşar Kemal'e en yüksek derece olan Commandeur rütbesi verilmişti.

Yaşar Kemal'le birlikte üç kişi daha bu rütbeye hak kazanmıştı. Federico Fellini, Éli Wiesel ve Joris Ivens.

Dört usta sanatçı Elysee sarayının görkemli salonunun ortasında yanyana durdular.

Biz konuklar iki yanda yerimizi aldık.

Biraz sonra fraklı teşrifatçılar Cumhurbaşkanı'nın geldiğini duyurdular ve Mitterrand içeri girdi.

Sanatçılara dört metre mesafede durdu.

Joris Ivens'le ilgili düşüncelerini söyledi. Sonra yaklaşarak madalyayı boynuna taktı.

Daha sonra sıra Eli Wiesel'e geldi.

İlk iki sanatçı kısa boyluydu. Mitterrand madalyaları kolaylıkla boyunlarından geçirebiliyordu.

Ama sıra Fellini ve Yaşar Kemal'e gelince iş değişti. Fellini'nin madalyasını fakarken teşrifatçıların yardım etmesi gerekti.

Tören çok resmi ve biraz da soğuk bir havada geçiyordu.

Sıra Yaşar Kemal'e geldi.

Mitterrand bir konuşma yaptı ve yazarımızı "yüzyılımızın büyük romancısı" olarak selamladı. Daha sonra madalyayı takmak üzere yaklaşırken Yaşar Kemal'in gözündeki muzip ve dostça gülücüğü yakaladı. Kendisi de güldü. Ve bir anda o soğuk tören, iki dostun buluşmasına dönüştü.

Yaşar Kemal Paris'e her gidişinde Mitterrand'ın konuğu olur. Yakın dostu Profesör Altan Gökalp'in de hazır bulunduğu sohbetlerde uzun uzun konuşurlar Cumhurbaşkanıyla.

Fransa'yla Türkiye arasında esmeye başlayan ılık rüzgarların biraz da bu sohbetlerden kaynaklandığını unutmamak gerekir.