CANNES- Bu Güney Fransa kentini böylesine önemli kılan şey nedir bilmiyorum ama her Mayıs ayında, sinema dünyasının başkentine dönüştüğü gerçek. Görkemli sinema sarayında galalar düzenleniyor, otellerin lobileri film satan şirketlerin stantlarıyla renkleniyor. Akşamları davetler, kokteyller birbirini kovalıyor. Lüks otomobillerle gelen starları görebilmek için çırpınan kalabalıklar da işin cabası. Festival dönemlerinde Cannes kentinin esnafına gün doğuyor. Her şeyin fiyatını üçe, dörde katlayarak boş geçen ayların acısını fena halde çıkarıyorlar. Festival boyunca Cannes dünyanın en pahalı kenti haline geliyor.
Bu yılın en önemli filmi olarak duyurulan “Kraliçe Margot” , Fransız sinemasının pahalı, görkemli bir yapıtı. Alexander Dumas’nın romanından uyarlanan filmde Margot rolünü Isabelle Adjani oynuyor. Fransız tarihinin en yüz kızartıcı anılarından biri olan proteston kıyımı çevresinde gelişen film, seyirciyi üç saat boyunca kan, vahşet ve cinsellikle dolu bir dünyada gezdiriyor. Isabelle Adjani, fazla oyunculuk yapmasına gerek olmayan ve her sahneyi varlığıyla dolduran gizemli, değişik bir star. Kraliçe Margot’nun cinselliği düşkün psikolojisi başarıyla aktarıyor. Belki çok önemli bir film değil Kraliçe Margot. Hatta belirli hataları da var. Gene de çocukluğumuzda deliler gibi okuduğumuz Alexander Dumas’ların, Michel Zevaco’ların, Pardayyan ve Büridan maceralarının gizemli evrenine götürüyor bizi.
Cannes Festivali’nin sinema kadar ilgi çeken bir başka yönü de yıldız olabilmek için festivale gelen genç kızların soyunma gösterileri. Cannes plajlarında göğüslerini açarak fotoğraf çektirmeleri neredeyse bir gelenek oluşturmuş. Bazı Türk gazeteleri, Cannes Festivali’ni sadece bu yönüyle izler ve festival boyunca bir tek filmden söz etmeden muhabirlerinin plajlarda çektiği resimleri yayınlar. Doğrusu bu geleneğin günümüzde ne anlama geldiğini pek de bilemiyorum. 20 yıl önce plajda göğüslerini açan bir kız haber değeri taşıyabilirdi. Bugünün dünyasında ise üstünü başını açmayan, mayo giyen kızlar haber olabilir. Kimbilir, belki de önümüzdeki yıllarda Cannes plajları gittikçe kapanan, muhafazakar kılıkları giren yıldız adaylarıyla dolacak.
Fransa kendi tarihindeki bir ayıbın, binlerce protestanın bir gecede katledildiği Saint Barthelemy kıyımının üstüne gidiyor ve bunu devletin de katıldığı bir finansmanla filme aktarıyor. Belki de “büyük ülke” olmak , bazı komplekslerden arınmak demek.
