Fransa’nın güney kenti Cannes, her yıl dünya sinemasının gözbebeği olur ve festival sarayının önündeki kırmızı halı döşenmiş merdivenden inip çıkan smokinli, tuvaletli starlar, her ülkeden binlerce gazetecinin flaşları altında parlayıp durur. Cannes plajları, soyunup dökünen güzel artist adaylarıyla doludur. Festivalin son günü verilen Altın Palmiye ödüllerinde ise heyecan doruğa çıkar ve açıklanan ödüller çok kişiyi dünya çapında şöhrete kavuşturur. Bu, işin sinemayla ilgili bölümü. Festivalin bir de çağımızda her şeye bulaşan siyaset boyutu var. Sinema gibi önemli bir alanda tanıtım atağına geçen ülkeler, Cannes’da kıran kırana bir savaş verirler. Büyük ülkelerin, Carlton, Majestik, Martinez gibi otellerin salonlarında verdiği resepsiyonlar, şampanyalı akşam davetleri ve dev teraslardaki yemekler bu işe ne kadar özen gösterdiklerinin kanıtıdır. İngiltere, kraliyet ailesi mensuplarını getirecek kadar önem verir Cannes’a. Çeşitli ülkeler bu dünya vitrininde yer alabilmek için milyonlarca dolar harcarlar. Başvuran binlerce film arasından festival resmi programına seçilebilmek çok önemlidir. Filminiz resmi kataloga basılır, festival sarayında gösterilir ve dünya basını sizden söz eder. (Söz aramızda, 87 yılında bizim “Yer Demir Gök Bakır” da resmi programın “Un certain regard” bölümünde yer almıştı ve Türkiye’nin filmi destekleyen hiçbir çabası olmamıştı ama bunun haber değeri yok.)

Bu yıl yapılan 47. Cannes Film Festivali, Amerika’yla Fransa arasındaki örtülü bir savaş niteliğinde geçti. Fransa’nın GATT politikasına karşı çıkışı ve kendi koşullarını kabul ettirmek istemesine yanıt olarak “Amerikan major”leri denilen büyük film şirketleri, el altından Cannes Festivali’ni protesto edip Venedik Festivali’ne katılma kararı aldılar. Bu yüzden her yıl Cannes’a zenginlik katan dev Amerikan şirketleri pek ortalarda görünmedi, filmlerini yarışmaya sokmadı. Fransızlar ise buna cevap olarak, devler dışında yapılan ve “bağımsız” denilen yenilikçi, genç Amerikan sinemasını ödüllendirdiler. Film içindeki film buydu. Halk yığınları starların peşinde koşar, sinema eleştirmenleri filmlerde yönetmenlerinin bile anlayamadığı hikmetler bulmaya çalışır ve bu arada Cannes kentinin otelcisi, barcısı, lokantacısı cebini doldururken sessiz sedasız bir Amerikan-Fransız savaşı yaşadık. Ağustos sonunda ise Venedik’te büyük bir Amerikan çıkarması göreceğiz. İşte size bir film seyretme kılavuzu!