Fransa’da, köylüler nüfusun yüzde 12’sini oluşturuyor. Çalışan nüfusun ise ancak yüzde 8’si köylü. İleri tarıma geçmiş bir toplumda köylülüğün payı böylesine azalınca, yapı birdenbire değişiyor ve gelişmiş Batı toplumu dediğimiz model çıkıyor ortaya. Bundan da önemlisi, köylü nüfusunu azaltırken başvurulan yöntemler. Köylüler buhar olup havaya uçmadığına göre, kente gelerek azalıyorlar. Bu süreçte en önemli nokta kentin köylüyü eritmesi. Onu kent değerleriyle yoğurup yeni bir kalıba dökmesi ve geleneksel köylü yerine; kent değerlerine sahip çıkan birer yurttaş yaratması. Fransa gibi ülkeler bunu başardığı için gündelik kent yaşamında rahatlık sağlıyor. Kısacası Fransa’da kent, göçmeni kendisine benzetiyor, içine alıp eritiyor.
Bizdeki süreç ise bunun tam tersi. Kısa zamanda öylesine büyük bir göç yaşadık ki dalgalar halinde gelen köylü nüfus, kent değerlerine özenmiyor, tam tersine kenti kendisine benzetme mücadelesi veriyor. Büyük ölçüde başarıyor da bunu. İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerimizin içine düştükleri felaket ortamı bu görüşü doğrulamakta. İstanbul 1453’ten sonra bir kez daha fethediliyor. Bu tarihi şehir kimlik değiştiriyor. Çamurlu yolları, kamyonları, zehirli havası ve çarpık yapılaşmasıyla bambaşka bir görünüme bürünüyor. Türk ekonomisinde tarım kesimini ve dolayısıyla destekleme politikalarını azaltmak isteyen yöneticiler, bu göçü sınırsız bir biçimde özendiriyor. Buna bir de “Güneydoğu boşalasın da ne olursa olsun!” görüşünü eklediğinizde ortaya içler acısı bir durum çıkıyor.
Aslında tarım kesiminin kentlere aktarılması ve köylü nüfusunun azaltılması doğru bir politika. Ne var ki bu kadar büyük sosyal değişiklikleri, hiçbir önlem almadan, gelişigüzel, kendi haline bırakmak Türkiye’nin kentlerini sonu bilinmeyen bir maceraya atmak anlamına geliyor. Düzenli bir göç, planlanmış bir yerleşim ve hepsinden önemlisi “kentlilik eğitimi” bu sorunu ağırlaştırmadan çözebilirdi. Kimse bunun üzerine kafa yormadı, bugün de yormuyor.
Birçok sorunumuz gibi, kentleşme sorununun da çözümü eğitim. Bu kitlelerin mutlaka eğitilmeleri gerekiyor. Eğitimsiz, kendi haline bırakılmış ve yasadışı yollarla kent rantından yararlanma yarışına girmiş kitlelerin, bilinçli birer yurttaş olabilmeleri çok zor. Çünkü köyünde, toplum baskısı ve gelenek kurallarıyla bağlı olan kişi, kente gelince bütün bu denetimlerden kurtularak aklına eseni yapmaya başlıyor. Gündelik yaşamımızda karşılaştığımız hoyratlıkların çoğunun nedeni de bu.
