Benim bir Osmanlı hayranı olduğumu biliyor muydunuz? Yazılarımda sık sık Osmanlı dönemine göndermeler yapmamdan bunu anlamışsınızdır belki. Bu hayranlığın neo-osmanlıcılık’la ya da siyasi modellerle falan ilgisi yok. Osmanlı dönemi, beni bir sanatçı olarak çok heyecanlandırıyor. Öylesine büyülü, tuhaf, karmaşık ve sürrealist bir atmosfer ki zaman zaman Osmanlı dönemiyle ilgili kitapları elime alıyor ve günlerce bırakamıyorum. Bu tutku son zamanlarda iyiden iyiye artınca, çareyi 17. yüzyıl İstanbuluy’la ilgili bir kitap yazmakta buldum. Kitaba çalışırken, çeşitli kaynakları gözden geçiriyorum. Belki on kez okuduğum ciltleri, yeni baştan hatmediyorum.
Böylesine genel bir bakış kurduğunuz zaman anlıyorsunuz ki Osmanlı tarihi, bir bakıma suçlu sadrazamlar, suçlanan başbakanlar tarihi. Ülkenin yapısal sorunlarını inatla görmezden gelmeyi sürdürenler, çareyi her seferinde sadrazam değiştirmekte aramışlar. Bir süre sonra sadrazam kellesi istemek, ülkenin gerçek sorunlarını saklamaya yarayan garip bir oyun haline gelmiş. Memlekette “züyuf akçe” mi var, hemen sadrazamın katlini iste! (Züyuf akçe bir bakıma, enflasyonun o zamanki adı.) Rüşvet mi alıp yürümüş, sadrazamı düşür düzelsin! Böylece İpşir Paşa idam edilmiş! Yusuf Paşa boğdurulmuş. Ahmet Paşa bin parçaya bölünmüş. İşler gene düzelmemiş, gene düzelmemiş. Bu idamlar, halkı geçici olarak rahatlatmanın ötesinde hiçbir yarar sağlamamış.
Geleneklerimize sıkı sıkı bağlı olduğumuz için, biz de durmadan başbakan kellesi isteyip duruyoruz. Hatta bu uğurda bir de başbakan katlettik. Kim ne derse desin, kim nasıl haklı çıkarmaya çalışırsa çalışsın; Adnan Menderes cinayeti (evet cinayeti!) sorunlarımızı çok ağırlaştırdı, onlarca yılımıza ipotek koydu ve ülkedeki kamplaşmayı körükleyerek, sertlik ortamını pekiştirdi. Türkiye bu idamın acılarını rahmetli Adnan Bey ve ailesi kadar derinden yaşadı denebilir. Bedelini hepimiz ödedik ve ödüyoruz.
Bugün siyaset çevrelerine bakıyorum; kadın sadrazamın kellesini istemekten başka bir şey yapmıyorlar. Oysa Türkiye’nin sorunları kişisel değil, yapısal. Nasıl olsa Tansu Paşa dönemi bitecek ve diyelim Mesut Paşa dönemi başlayacak. Emin olun ki daha bir yıl geçmeden Mesut Paşa, Türkiye’deki bütün felaketlerin baş sorumlusu ilan edilecek ve kellesi istenmeye başlanacak. “Mesut’tan kurtulalım da ne olursa olsun!” diyecekler. Altı yüz yıl böyle gitmiş. Gerçek sorunlarımızı konuşmamışız. Şimdi mi değişecek?
Dediğim gibi bir Osmanlı hayranıyım ben. Ve Osmanlı sürrealizmini anlamadan, Türkiye’nin kavranamayacağına inananlardanım.
