“Geleceğe dönüş” adlı filmdeki zaman makinesine girip de on yıl sonrasına bir ziyarette bulunmayı çok isterdim. O bilmedi otomobil, beni bir günlüğüne on yıl sonrasına bırakıverseydi keşke. Gazeteleri alıp okusaydım. Kimin ölüp, kimin kaldığına baksaydım önce. (Bu arada kendi ölüm haberime de rastlama ihtimalini göze alarak tabi!) Türkiye’yi kimin yönettiğini, partilerin başında kimler olduğunu öğrenseydim. Rastlayacağım yeni politikacı isimleri hakkında bilgi edinseydim. Yeni çıkan şarkıları dinleseydim.

Bir günlüğüne on yıl sonrasına gidebilseydim eğer, günlük haberleri aldıktan sonra, hemen bir arşive gömülürdüm. 1998 Kasım’ından sonraki gazeteleri tarar ve büyük bir merakla, o tarihten başlayarak, başımıza neler geldiğini(geleceğini) izlerdim. Acaba Malki soruşturması ve Çakıcı bantları nereye kadar uzanmıştı? ANAP İl Başkanı’nın gözaltına alınmasından sonra neler olmuştu? Başbakan Mesut Yılmaz’ın Erol Evcil’le 5.5 saat görüşmesinden bir şey çıkmış mıydı? CHP’nin verdiği dosyalar hükümeti sarsmış mıydı? Seçimler 18 Nisan’da yapılmış mıydı? Sonuçlar neydi?

On yıl sonra merkez sol, hala iki parti halinde miydi acaba? Birleşmiş miydi, yoksa daha çok mu bölünmüştü? Ya merkez sağ? Merkez sağda kaç parti vardı? Fazilet Partisi, beş-on kapatmaya daha uğrayarak sırasıyla Hamiyet, Uhuvvet, Marifet isimleri altında mı devam etmişti?

Keşke bir günlüğüne, geleceğe gidebilseydim. Dönüşte neler anlatırdım size neler… On yıl sonraki bir gazetenin, “Bugün Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, dört okul, iki fabrika açılışına katıldı” maşetini de duyabilirdim sizlere. Ve hiçbiriniz şaşmazdınız buna.