Eğer AB görüşmeleri 1930’larda olsaydı, Batılı liderlerle Mustafa Kemal Atatürk adlı Türk lider görüşecekti. Ve o zaman hiçbir yabancı devlet adamı Mustafa Kemal’e dönüp “Biraz kibar ve medeni olun!” diyemeyecekti. Çünkü O’nün Kral Edward dahil hiç kimseden nezaket ve uygarlık dersi almaya ihtiyacı yoktu. Hatta durum tam tersiydi. Lozan’da İsmet Paşa’ya da böyle bir şey söyleyemediler. Ama şimdi 2002 yılında Türkiye’nin liderliğini Atatürk’ün yerine Recep Tayyip Erdoğan adlı T.C. yurttaşı üstlenmiş durumda. Ve “Biraz kibar ve medeni olun!” sözünü işitiyoruz. Çünkü bu zat önüne gelene bağırdı çağırdı, Verheugen’e “Hayasız adam!” dedi. Verheugen kim?Hakkımızdaki yeni raporu da hazırlayacak olan adam. Yani Türkiye’nin AB’ye giriş vizesini verecek ya da vermeyecek olan komisyonun başkanı. Ne diyelim! Başbakan Rasmussen açık açık diyor ki: “Türkiye’ye bir garanti vermedik.” Yani iki yıl sonranın da garantisi yok. Batı basını kararı Türkiye için bir hezimet olarak yorumluyor. Fransız ajansı “Kırbaç gibi şaklayan karar” diyor, Financial Times “Türkiye’ye büyük darbe” başlığını öne çıkarıyor, Le Monde “Türkiye’ye darbe” diyor, The Independent “Alman-Fransız Planı daha ileriydi” yorumunu yapıyor, Yunan basını “Türklere tokat” başlıklarıyla çıkıyor. Bizdeki sevinç ise Güney Kıbrıs’ta yok. Hem tarih alamadık, hem de paylandık ve barbarlıkla suçlandık ya; neredeyse zil takıp oynayacağız. Hani insan kendini kandırır da, bu kadarı olmaz yahu! 15 gün önce, Batılı liderlerle görüşme heyecanına kapılmış olan R.T. Erdoğan dedi ki “Durum çok iyi. Göreceksiniz istediğimizi alacağız.” O sırada Cumhurbaşkanımız çok temkinliydi ve 12 Aralık’tan sonra Türkiye için değişen bir şey olmayacağını söylüyordu. Bugün de aynı şeyi söylüyor. Diyor ki “1999 Helsinki’den daha ileri bir noktada değiliz.” Batı basını “Türkiye’de İslam iktidara geldi”, “Türkiye İslami köklerine geri dönüyor!” diye yayın yapıyor. Bizimkiler “Yok canım. AKP’nin neresi İslamcı?” diyorlar. Yabancılar “Biraz medeni ve kibar olun!” uyarısını yapıyor. Bizimkiler “Aman liderimiz ne uzun boylu. Herkes ona bayılıyor” yağcılığına girişiyorlar. Avrupa Türkiye’ye açıkça sırt çeviriyor, bizimkiler bunu “Oh ne ala! Avrupa’ya giriyoruz” diye yorumluyorlar. Ben böyle şey görmedim ve bu işten hiçbir şey anlamadım. Sadece Chirac gibi birinden “Biraz medeni ve kibar olun!” uyarısını işitmek ağırıma gidiyor. Göçle değerler sistemi bozulmuş Türklerin çok sevdiği, hayatın her alanında bayıldığı, baş tacı ettiği lumpen-kabadayı üslubunun bu ülkedeki milyonlarca aydınlık insanı temsil etmediğini düşünüyorum. Herhalde Chirac’a nezaket dersi verecek birçok görgülü, bilgili, olgun, gelişmiş insan yaşıyor burada. Burası Yunus Emre’lerin, Latince şiir yazan Fatih’lerin, Şeyh Galip’lerin, Mustafa Kemal’lerin, Nazım Hikmet’lerin, Yahya Kemal’lerin ülkesi. Ama ne yazık Chirac’in, Rasmussen’in, Verheugen’in, Schröder’in karşısına bu değerleri temsil eden Türkler çıkamıyor. Bu yüzden, zor sindirilecek bu azarı üstüme alınmıyor ve hak edenlere havale ediyorum. Çünkü gerçek medeni Türkiye’nin Chirac’tan azar işitmeye tahammülü yok.