Filmin sonunda yönetmenin adını görünce şaşırdım. Bir de baktım ki sevgili dostumuz Cornelius’un oğlu Wolfgang Petersen. Bu yetenekli Alman yönetmenin Amerika’da çektiği film, bütün dünyada siyasal gerilim türünün en önemli örneği olarak kabul ediliyor. Baştan bir dakikasını kaçırdığım filmin gelişmesi boyunca, bu Amerikan filmine nereden böyle Avrupalı bir yönetmen etkisinin sindiğini düşünüp duruyordum. Meğer yönetmen gerçekten Avrupalıymış. Tavsiye ederim. “Ateş Hattında” filmini gidip izleyin ve filmin sürükleyiciliğinin, hızlı kurguyla hiçbir ilgisi olmadığını görün. Oldukça yavaş bir film, gene de insanı soluk soluğa bırakıyor. Çünkü kimi zaman üç dakikalık bir sahne kısacık gelir de, bir dakikalık bir sahne bitmeler bilmez. Tamamen iç gerilime bağlı.

Cornelius’un oğlunun filmini, sadece sinema açısından algılamıyorum. Amerikan devletinin bir başka yüzünü göstermesi bakımından çok önemli. Bugünlerde Çiller ziyareti dolayısıyla, bütün Türkiye Amerika’yı konuşuyor. Clinton’un Çiller’le yemek yemesi, Vakko’dan hediye giden Türk kravatını takması, başta basın olmak üzere birçok kişiyi sevindiriyor. Kendimizi “adam yerine konulmuş” hissediyoruz. Oysa Amerikan devleti, bir prizma gibi çok yönlü

Filmde bir başkan koruması ile, bir CIA mensubu katil karşı karşıya geliyor. Eastwood ve Malkovich’in harika oyunlarıyla iyice gerçeklik kazanan bu kişilikler, Amerikan devleti tarafından eğitilmiş. Ne var ki Malkovich’in dediği gibi polis korumaya şartlandırılmış, CIA mensubu ise öldürmeye. Sistem bir canavar yaratmış. Birçok suça bulaşmış olan bu canavarın insan içine karışmasını, aydınlığa çıkmasını istemiyor. Suçlar onunla birlikte gömülmeli. Ne gibi suçlar bunlar? Filmde sayıldığına göre, kokain kaçakçılığı, İran’a silah satışı gibi bin bir kirli iş. Programlandığı hayattan çıkarak, bir insan olduğunu hatırlayan “canavar”, tek başına bir isyan gerçekleştirmeyi deniyor ve Amerikan başkanını öldürmeye karar veriyor. Kendisi de orada can verecek ve Kennedy’nin dediği gibi “yaşamını başkan için vermiş olacak.”

İşte “Amerika’dan fazla Amerikancı ülkeler” de unutulan bir gerçeği gene bir Amerikan filmi vurguluyor: Amerika, Mai Lai katliamından, Salvador Allende’nin öldürülmesine uzanan bir “kara dizi”nin başkahramanı. Kendi suçları üstüne filmler yapıp, bunu dünyaya izlettirebilecek bir özgürlük anlayışına sahip olması da bu prizmanın aydınlık yüzünü oluşturuyor.