Bu yazıyı kaleme aldığımız Salı günü, Amerika'daki başkanlık seçimlerinin sonucu belli değil.
Bütün tahminler Clinton'un kazanacağını gösteriyor.
Ne var ki köşeli gibi görünse bile, seçim sandığı da yuvarlaktır. Ne çıkacağı bilinmez.
Amerikan halkı mevcut durumu devam ettirmekle, değişim arasında karar verecek.
Bush yönetiminin yarattığı hoşnutsuzluk, genç müzisyen aday Clinton'u öne çıkardı.
Amerikan halkındaki değişim isteği sandığa da yansırsa, Clinton seçilecek.
Seçmenin son anda korkup, gene alışılmış ve güvenli yollardan yürümek istemesi de mümkün.
Çünkü halklar çoğunlukla, bir otomobil galerisinde Ferrari, Porsche ve Labroghini spor arabalara bakıp da akşamüstü Opel alıp giden ailelere benzer.
Değişim rüzgarlarının etkisinde kalır ama sıcak aile yuvarındaki konforu ve güveni korumaya çalışırlar.
Yaşam, her gün ayaklarını sokmaya alıştıkları eski terlikleri gibi aşina bir uyum göstermelidir ve macera kötüdür.
Ne var ki, kimi zaman tarihin dönemeçleri, halkları cesur kararlar almaya zorlar.
Bu kez de öyle olacağa benziyor.
Savaş aleyhtarı, eski hippy, saksafoncu Bill, Amerika'nın, dolayısıyla dünyanın bir bölümünün başına geçecek.
1986 yılında Sovyetler Birliği kendi tarihsel dönüşümünü yaşamış, batı değerlerini savunan ve piyasa ekonomisine açık bir politikacıyı lider olarak atamıştı.
Bu kez Amerika bir değişim yaşıyor ve sosyal adalet, insan hakları, savaş aleyhtarlığı gibi sol kavramlara yakın bir müzisyeni lider yapıyor.
Amerika'da, Sovyetler Birliği kadar dramatik gelişmeler beklemek yersiz.
Gene de Clinton dönemi, değişim rüzgarlarının Amerika'yı da etkilediğini gösterecek.
Amerikan değerlerine sıkı sıkıya bağlı ve tutucu başkanlar geleneğinde bir çatlama demektir bu.
Öyleyse "Amerika, kendi Gorbaçov'unu yaratıyor" yorumu pek de yersiz değil.
XXX
Sonuçta Clinton da gelse, Bush da devam etse Amerika Amerika'dır.
Kongreyle, basınla, vakıflarla, danışmanlarla, CIA ile ve kamuoyu baskısıyla yönetilen bir ülkede her şey bir çırpıda değiştirilernez.
Amerika'nın ulusal çıkarları Clinton döneminde de her değerin üstünde olacaktır.
Sistem, Sovyetler Birliği'ndeki gibi bir çöküntüye ve aşırı değişikliğe izin vermez.
Bu sistemle çok fazla çatışmaya başlayan lideri de Kennedy gibi safdışı bırakıverirler.
Bütün bunlara rağmen Bill Clinton'un Amerikan ajandasına sokmayı başardığı insancıl kavramlar, dünyamız ve Türkiye için olumlu bir gelişmedir.
