En iyi yasa bile, uygulayıcının elinde bir cehennem silahına dönüşebilir. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu eksik de olsa, bir reform niteliği taşıyor. Türkiye'nin demokratikleşmesinde önemli bir adım oluşturuyor.
Ne var ki bu da diğer yasalar gibi, iyi niyetli, dürüst ve insana saygılı bir uygulamaya muhtaçtır.
Yoksa yirmi dört saatlik gözaltı süresi, iki üç aya çıkıverir.
En iyisi bunu bir örnekle anlatayım: 12 Mart'ın anlamsız tutuklama furyası dönemindeydik. Birbirini yıllarca, aylarca görmemiş arkadaşlar bile, hapis koğuşlarında buluşuyorlardı. Ankara'daki Mamak ve Yıldırım Bölge hapisanelerinde bulunan kalabalık, yeni bir filmin galasını ya da bir sergi açılışını çağrıştırıyordu. Sanatçılar, öğretim üyeleri, avukatlar, doktorlar vs.
Yıldırım Bölge de bizimle birlikte yatan Ömer Madra arkadaşımız çok tedirgindi. Çünkü otuz gün olan gözaltı süresi dolmuş, otuz üçüncü güne girmişti. Hapiste geçen bir fazla günün ne demek olduğunu bilen bilir.
Ömer Madra, sorguda çok kötü günler geçirmişti. Bir çok insan gibi ağır işkence görmüştü. "Bir daha oraya gitsem aklımı kaçırırdım" diyordu.
Bir akşam vakti demir kapılar açıldı. Ömer Madra'nın adı okundu. Ömer heyecanından kıpkırmızı kesildi. Serbest kalıyordu artık. Hepimiz kutladık.
Çantasını topladı ve gitti.
Biz arkasından hayaller kurduk. Şu anda güzel bir sofranın başına geçmiş, rakı içiyordur diye konuştuk.
"Dışarısı" denilen o büyülü dünya içimizi yakıcı ve keskin bir bıçakla kanırttı.
***
Ömer Madra'nın başına gelenlerse hiç de düşündüğümüz gibi değildi. Nizamiye'de tahliye işlemleri yapılıp elinde çantasıyla garnizon dışına çıkmıştı.
Nizamiye kapısının önüne adımını atar atmaz yanına siyah bir otomobil yanaşmış ve içinden fırlayan kişiler Ömer'i tekrar gözaltına almıştı.
Otuz gün dolmuştu, hatta geçmişti ya, tahliye edilmiş ve yeniden gözaltına alınmıştı.
Bir kez gözaltına alınan kişi bir daha alınmaz diye bir kural yoktu ya.
Oğluna kavuşmanın düşünü kuran Ömer Madra, sil baştan "Aklımı kaçırırım" dediği kontrgerilla merkezine götürülmüştü.
Çünkü bu öğretim üyesi suçsuzdu. Hiç bir şeyle suçlayamıyorlardı onu. Biz de öyleydik. Yoksa onlar için en kolayı bizi yargıç önüne çıkarmaktı.
Suçsuz olduğumuzu ve dünyanın en adaletsiz mahkemesinde bile serbest bırakılacağımızı bildikleri için ellerindeki gözaltı olanağını, bir ceza kurumu gibi uyguluyorlardı.
***
Bu deneyleri geçirdiğimiz için ayranı üfleyerek içiyoruz.
Bütün sorun güvenlik güçleriyle halk arasında saygılı ve çağdaş bir ilişkinin oluşmasında.
Yoksa değil CMUK, dünyanın en iyi yasası bile yozlaşır.
