Belki de sanat sadece çocuklar için olmalı. Çünkü henüz ruhları kararmadığı, önyargılar edinmedikleri ve masumiyetlerini korudukları için yürekleri sanat yaratılarına açık onların.Her türlü iyi ve kötü etkiye açık.Ama daha çok iyiliğe.Mesela küçük bir kedi, bir köpek yavrusu ya da yaralı bir kuş gördüklerinde içlerindeki sevme duygusu onları bu hayvancıkları kucaklarına almaya, okşamaya zorluyor ve yüzlerinde sevecen bir anlatım beliriyor.Bu bakımdan, toplum daha onları bozmaya, kurtlaştırmaya başlamadan, ruhlarındaki temizliği harekete geçirmek çok önemli.Bana bütün bunları düşündüren İtalyan devlet televizyonu RAI 1’de yayınlanan İtalyan çocuk korosunun şarkıları oldu.Evet, bu yarışmadan benim şarkım da yarıştığı için haberim oldu ama mesele bu değil.Ödül falan değil önemli olan.Güzellik, o şarkıları söyleyen çocukların gökyüzünden inmiş melekler gibi çınlayan seslerinde.Zaten eskiden beri çocuk koroları beni etkiler ama bu sefer galiba tam on ikiden vurdu.Bizim şarkıyı solist olarak Deniz Ünel adlı şirin mi şirin bir kızımız İtalyanca ve Türkçe olarak söylüyor, koro da ona eşlik ediyor.Yalnız bu şarkı değil, koronun bütün şarkıları insana temiz nehirleri, ferah dağların havasını, okyanus serpintilerini getiriyor.Bunca yıllık müzisyenim ama içinde böyle kristal patlamaları olan, insan yüreğinin masumiyetini açığa vuran hiçbir koro dinlemedim.Çünkü bir yarışma bile olsa, hesapsız kitapsız, çocuksu sevinçler içeren, temiz bir yarış bu.Türkiye’de bazı evlerde RAI 1 seyredilebiliyor: Bu akşam 18’de izleyebilirseniz, benim duyduğum ferahlığı sizin de duyacağınıza eminim.Bizde nedense çocuk şarkıları pek yaygın değildir.Garip ve kavruk Anadolu çocuklarımız “Toprak alsın muradını” “Kurt yesin beni” falan gibi büyüklerinden öğrendikleri inleme, ağlama türküleri söyler.Oysa neşenin, hayatın, umudun türküsünü söylemek ne kadar önemli.İtalyan korosunu dinleyince içime tuhaf bir pişmanlık çöktü:Acaba dedim, sadece çocuklar için mi şarkı yazsaydım?Daha mı iyi olurdu.Daha mı doğru anlaşılırdım.