Birkaç ay önce Kalimnos Konseri’ndeydik. Sahneden baktığımda, o yaz gecesinin unutulmaz atmosferini duyuyor, limanı doldurmuş olan 8000 kişiyi görüyor ve başımı hafif kaldırdığımda, dağlara kurulmuş manastırların aydınlatılmış masal dünyasıyla karşılaşıyordum. Bu açık hava konserinde çok çocuk vardı. Sahnenin bana göre sol tarafında sanki binlerce çocuk toplanmıştı. Kalimnos Belediye Başkanı'nın buram buram ham milliyetçilik kokan tehlikeli konuşmasını cevapladıktan sonra birden: "Bakın şu çocuklara!" demiştim. "Ne güzel, ne candan, ne ışıltılı çocuklar. Sizin çocuklarınız! Bir savaş durumunda ilk ölenler bu çocuklar olacak. Barış derken bu güzel yavruların, bombalarla parçalanmasının önüne geçmeye çalışıyoruz. Ne yazık ki bazı küçük kasaba politikacıları, uçsuz bucaksız ihtiraslarının peşine takılmış giderken iki ülke arasındaki ilişkileri geriyor ve savaş tehlikesi yaratıyorlar. Öz çocuklarınızı korumak adına, bu politikacılara karşı çıkın!" Her halk gibi Yunanlılar da çocuk konusuna çok duyarlıydı ve bu konuşma etkisini göstermekte gecikmedi.
***
Bugünlerde aynı konuyu Türkiye için düşünüyorum. Milyonlarca güzel, pırıl pırıl gülüşlü, masum bakışlı çocuğumuz var. Ahmed Arif'in deyimiyle "Her biri cihan parçası kızlarımız, oğullarımız..." Bu güzel çocuklara, ne kadar korkunç bir ülke hediye ettiğimizin farkında mısınız? Uyuşturucu ticareti, kanlı hesaplaşmalar, cezaevinde vahşice dövülerek öldürülen tutuklular, faili meçhul binlerce cinayet, televizyon ekranlarında birbirini ölümle tehdit edenler, ölümüne kavgalı parti liderleri... Kısacası kan, gözyaşı, parçalanmış gövdeler, küfür, ilkellik ve şiddet! Çocuklarımıza bunları mı layık görüyoruz? Onları, böyle bir ülkede yaşasınlar diye mi dünyaya getirdik? Evden çıktığında, sağ salim dönecek mi diye yüreğimiz pır pır etsin diye mi verildi onca emek? Bu ülkenin çocukları, sonunu göremediğimiz bir karanlığa koşmak için mi doğdu? Ana yüreğinin en güzel şiirlerini yazmış olan Gülten Akın'a benzeterek söylersek: Birileri aşımızın içine tuz atmakta…
***
Bunların hepsi de üç kuruş para uğruna yapılıyor. İnsan hayatlarını karartan, gencecik insanları feci ölümlere sürükleyen eroin, kokain kaçırmak ve bunun parasının üstüne konmak için göze alınıyor. Kumardan milyonlarca ailenin ocağı sönecek, uyuşturucudan yüzbinlerce genç korkunç acılar içinde can verecek ve kendileri de ana baba olan birtakım insanlar, bu işlerden para kazanıp rahat edecekler. Aklınız alıyor mu böyle bir insan yapısını? Benim almıyor.
***
İki yıl önce bugün, bir yeğenim oldu. Adını Murat koyduk. İri gözlerinde dünyanın en saf, en masum bakışı! Gamzelerinde dünyanın en iyi niyetli gülüşü! Aynen sizin çocuğunuz gibi... İçlerinde hiçbir kötülük yok. Ne kadar zalim bir yerde yaşadıklarının farkında değiller. Çocuklarımıza bakarken içim titriyor. Türkiye'nin bu kaba, hoyrat, kirli ve kanlı döneminin bu yavrulara zarar vermemesini diliyorum. İçimden parti liderlerine, yöneticilere tekrar tekrar seslenmek geliyor: Hiç olmazsa bu güzel çocuklar yüreğinizi yumuşatsın. Hiç olmazsa çocuklarınız adına bir şeyler yapın!
