Son günlerde insanlar televizyon izlemeye korkar oldular. Herkesin ağzında aynı cümle: "Vallahi haberlere bakınca sinirlerim bozuluyor. Cinayet, kaza, yolsuzluk... Felaketler peş peşe!" Biz yazarlar da gündemin içinde yaşadığımız için farklı konuları yazamıyoruz. Dolayışıyla hep aynı kısır döngünün, aynı lanetli ateş çemberinin içinde dönenip duruyoruz. Hayatımız böyle geçmekte.
***
Pazar yazısını yazmak üzere bilgisayarın başına geçtiğimde, aklım yine devlet ve suç ilişkisine takılmıştı. Ne var ki birdenbire bu konuları yazmaktan vazgeçtim. Çünkü ne kadar önemli olurlarsa olsunlar, yaşam ve Türkiye sadece bunlardan ibaret değil. Her köşede milyonlarca duygu ve düşünce alışverişi, milyonlarca aşk ve dostluk ilişkisi boy veriyor; yani yaşamın ta kendisi! İnsan yüreklerinin gündemi farklı! Ve bazen bu yüreklerden güzel şeyler de çıkıyor.
***
UNESCO'daki "yetki genişletilmesi" ve İngiltere'deki ödül üzerine sevgili dostlarımdan birçok kutlama mesajı aldım. Hepsine teşekkür ederim. Bu mesajlardan birisi de Talat Sait Halman'dan geliyordu. UNESCO kurumunun temel taşlarından biri olan, en yüksek organlarda görev yapmış Sayın Halman'dan. Granada'daki bir uluslararası toplantının son günü yaptığı konuşmada hem düşünce gücü hem de İngilizcesinin mükemmelliğiyle herkesin hayranlığını kazandığını hatırlıyorum. Aynı toplantıda üç gün boyunca ben dahil, birçok kişi konuşmalar yapmıştık. Beni doğal olarak bir kenara koyun ama Prof. Ernest Geller gibi büyük bilim adamları bile Halman kadar etki yaratmayı başaramamıştı. Göğsüm kabarmıştı doğrusu.
***
UNESCO'daki görev ve yetkilerimizde Talat Sait Halman gibi, kurumda iyi bir izlenim yaratmış öncülerin katkıları büyüktür. Bu öncülerden birisi de Hıfzı Topuz'dur. Paris'te UNESCO binasına ilk kez Hıfzı Topuz dostum sayesinde gitmiştim. 80'li yılların başındaydık. Hıfzı Topuz yıllarca emek verdiği kurumdan emekli oluyordu ve onuruna büyük bir resepsiyon veriliyordu. Bu sevilen ve önemli kişiliğin, UNESCO ailesindeki etkilerini yakından gözleme fırsatı bulmuştuk.
***
UNESCO nezdinde Türkiye de büyükelçilik düzeyinde bir delegasyonla temsil ediliyor. Buraya atanan büyükelçilerden bazıları kültürle ilgisi olmayan ve sırf bir görev olsun diye oraya giden kişilerden oluştuğu için, ilişkilerimiz zaman zaman bir uyuklama dönemine giriyor. Ne var ki Pulat Tacar gibi değerli bir büyükelçi, kültür adamı kimliğiyle kurumda etkili olduğunda, ilişkiler birden hız kazanıvermişti.
***
Uluslararası kurumlarda her şey, taş taş üstüne konarak ve bir birikimle elde ediliyor. Bugün, UNESCO tarafından bize verilmiş büyükelçilik ve temsil yetkilerinin Türkiye ile bir ilişkisi yok ama kurumda görev yapmış öncülerin katkıları yadsınamaz. Onların açtığı yol ve yarattıkları izlenimler, kurum yetkililerinin Türkiye konusunda olumlu düşüncelere sahip olmalarını sağlamıştır. Bu öncülerin her birine tek tek teşekkür borçluyuz. Dileğim; bizim dönemimizin de böyle geçmesi ve ilerde genç yurttaşlarımıza sorumlu mevkileri sağlayacak bir izlenim yaratması. Keşke biz de öncülerimiz kadar iyi anılabilsek!
Not: Gazeteden Emre arkadaşımızı bir trafik kazasında kaybettik. Çok üzgünüz. Yaralı arkadaşlara acil şifalar diliyoruz.
