Benim gibi çok dolaşanlar, son zamanlarda Avrupa’nın giderek yıprandığı, çöktüğü, eski pırıltısı yitirdiği gözlemini sık sık dile getiriyordur. Buna karşılık Orta ve Uzak Doğu olarak adlandırılan bölgelerde bazı ülkeler, gökyüzüne doğru bir yarış içinde. Milli gelirleri artıyor, turizm patlamaları yaşanıyor, insanların refah düzeyi arttıkça artıyor. Bu bölgelerden birisi de Dubai. Artık Dubai denildiğinde akla çöl ve yoksulluk değil, pırıltılı bir yaşam geliyor. Dubai’nin de içinde bulunduğu Birleşik Arap Emirlikleri’nde kişi başına milli gelir 23 bin dolar. Paranın tamamının petrolden kazanıldığını sananlar yanılır çünkü bu ülkenin en parlak emirliği olan Dubai’de petrol yok. Bu emirliğin geliri ticarete, turizme ve inşaat sektörüne dayalı. Daha önce de gitmiş olduğum Dubai’de üç gün geçirince, baş döndürücü gelişmeyi bir kez daha izleme olanağı buldum. Tamamı düzlük ve çöl olan, en ufak bir tepe bile bulunmayan emirliği iki tutku sarmış durumda. Biri, kendilerine yapay dağlar yaratmak, ikincisi ise ülkeyi yeşillendirmek. Yıllardır bölge insanının ruhunda eziklik yaratan dümdüz çöllerde şimdi dünyanın en yüksek kuleleri yükseliyor. Yeni yapılan 20 milyar dolarlık bir komplekste, dünyanın gerçekten de en yüksek binasını dikiyorlar. Tam sekiz yüz metre. Evet evet; yanlış okumadınız, tam sekiz yüz metre. Gökyüzüne doğru bir kilometreye yaklaşan bir inşaat. Dünyanın bugüne kadar bilinen bütün yüksek binaları bu projenin yanında cüce gibi kalıyor. Empire State Building, kulenin eteklerine bile gelmiyor. Bizim de kullandığımız, Arapça kule anlamına gelen “burç” kelimesi, Dubai’de sık sık önünüze çıkıyor. Çünkü şehir gökyüzüne doğru yükseliyor. Dünyanın en büyük alışveriş merkezleri de bu emirlikte. Geçen hafta devasa Borders Kitabevi’nin açılışına rastladık. İngilizce kitap satan bir kitabevi bu. Yeni çıkan kitapları görünce kendinizi Londra ya da New York’ta hissediyorsunuz. Yeşillendirmeden söz ettim; bu çöldeki yemyeşil golf sahaları insanda serap gördüğü izlenimi uyandıracak kadar yoğun. Yazın hava sıcaklığının 50 santigrat derece olduğu Dubai’de mükellef bir kayak pisti bile var. Teleferikler işliyor, kayakçılar müthiş bir süratle yamaçlardan aşağı kayıyor, anoraklı okul çocukları kartopu oynuyor. Gerçekten inanılacak gibi değil. Bu başarının altında bir kararlılık yatıyor: Dünyalı olma kararlılığı. Bu Arap ülkesinde dinin ağırlığı hemen hemen hiç yok. Kentte bir tek cami gözümüze çarpmadı ve hiç ezan duymadık. Ortak dil İngilizce. Kimse kimsenin hayatına müdahale etmiyor. Yani Türkiye giderek Araplaşmaya çalışırken, Emirlikler çoktan dünyalı olmanın yolunu tutmuş bile. Ama fazla zenginliğini yarattığı bazı sıkıntılar da yok değil. Mesela her bin kişiye 517 otomobil düştüğü için trafik her zaman çok sıkışık. Şehir içinde bir yerden bir yere giderken büyük sıkıntı çekiliyor. Bu işin çaresini de bir Türk buluyor. Şimdi bütün Dubai bu Türk’ü izliyor ve onun girişiminin bir an önce sonuçlanması için dua ediyor. İzninizle; bu mucize insanı ve giriştiği dev çabayı yarın anlatayım.