Dubai’de her bin kişiye 517 otomobil düştüğü için trafik bir işkence halini almış. Bu işi bir metroyla çözmek gerektiğini düşünen yönetim, uluslararası bir ihale açıyor. 4 milyar dolarlık bu ihale elbette dünyada birçok dev şirketin iştahını kabartıyor. Ama bu metro yüksek teknolojiyle inşa edilecek, 77 kilometrelik hatta sürücüsüz metro vagonları gidip gelecek. Bu işi becerebilmek de her babayiğidin harcı değil. Sonunda bu ihaleyi kim kazanıyor biliyor musunuz: Bir Türk şirketi olan Yapı Merkezi. Japonlarla kurduğu konsorsiyumla birlikte bu muazzam ihaleyi kazanmak zaten başlı başına büyük bir iş. Ama asıl mesele daha sonra başlıyor: Kadroları kurmak, gerekli malzemeyi sağlamak, yepyeni teknolojileri kullanım alanına sokmak. Dubai’yi 77 kilometre kazmak ve bir milimetre hatayı bağışlamayan bir yüksek teknolojiyi uygulamak. Bütün bu işler Yapı Merkezi’nin kurucusu ve dünya çapında bir mühendis olan Ersin Arıoğlu’nun liderliğinde yürütülüyor. Gerçi Arıoğlu şu sırada milletvekili olduğu için bizzat işin başında durmuyor ama onun yıllar içinde kurmuş olduğu ve yetiştirdiği mühendis kadrosu, yine onun liderliği altında mucizeler yaratıyor. Daha önce İzmir metrosu gibi İstanbul’daki raylı sistemler gibi çeşitli konularda uzmanlaşmış bir ekip bu. Şimdi karargahı Dubai’de kurmuşlar, bu büyük operasyonu idare ediyorlar. Yurt dışındaki şantiyelere gittiğinizde, orada genel olarak Türk işçileriyle karşılaşırsınız. Burada ise durum tersine dönmüş. Mühendis ve yöneticiler Türk, çalışanlar ise başka uluslara ait. Şu anda dört bin kişi çalışıyor metro inşaatında, bu sayı zamanla dokuz bine kadar çıkacak. Dubai’de metro kazılarının yapıldığı yerlerde ya da istasyon olarak planlanan bölgelerdeki dev tabelalarda Yapı Merkezi adını gördüğünüzde ister istemez heyecanlanıyor ve gurur duyuyorsunuz. Ersin Arıoğlu ise o her zamanki bilge ve alçakgönüllü tavrıyla sorunları çözen ama başarılarıyla övünmeyen, bu başarıları başkalarına mal etmeyi seven bir kişilik sergiliyor. Bu değerli dostum, uluslararası bilgi ve deneyimini TBMM çatısı altında bu ulusun hizmetine sunmak için siyasete girdi. Türkiye’nin önündeki en büyük sorunlardan birisi olarak gördüğü İstanbul depremi konusuna çözüm bulmak için kolları sıvadı. Bu önemli konuda bir özel komisyon kurulması için mücadele etti. Büyük çabalar ve özverilerle uluslararası ünü olan deprem uzmanları getirtti, birlikte Marmara Denizi’ni incelediler. Birtakım çok önemli sonuçlara vardılar ve neler yapılması gerektiği konusunda kapsamlı bir rapor hazırlayarak bunu Başbakan’a sundular. Daha sonra çeşitli brifingler yapıldı ve tahmin edeceğiniz gibi iş “komisyona havale” edildi. Şimdi bu büyük uzmandan dünya yararlanıyor ama biz ne yazık ki sorunlarımızı çözmekte ona başvuramıyoruz. Bu da tipik bir Türkiye hikâyesi. Şimdi gel de “Kardeşin duymaz, eloğlu duyar” şarkısını hatırlama.
