Bir yazıma ilk kez İngilizce bir başlık koyuyorum. Böyle bir şey yapmak istediğimden değil, mecbur kaldığımdan. Eğer İngilizce -Türkçe sözcüklere bakarsanız, bu deyimin “sağduyu” olarak çevrildiğini görürsünüz. Ne var ki bana göre “sağduyu”, “common sense” deyimini bütünüyle kapsamıyor. “Common sense”, toplumun yazılı olmayan kurallarının herkes tarafından benimsenmesi ve bu kuralların insan topluluklarını belli bir yöne doğru götürmesi anlamında kullanılır. Gelişmiş toplumların ayakta kalmasını ve sağlıklı bir örgütlenme içinde yaşamlarını sağlayan formül işte bu. Trafikte insanların birbirlerini öldürmemesi, ortak bir sağduyuyu geliştirmekle mümkün oluyor. Politik yaşamdaki krizler bununla atlatılıyor. Ekonomik sarsıntı dönemlerinde toplumun iç dayanışması “commons sense” sayesinde kuruluyor.

Bizde de zaman zaman “sağduyu”nur önemini belirten düşünceler dile getirilmekte. İnsanlar sağduyulu davranmaya çağrılıyor. Çevre, ekonomi, trafik, politika, aile, çalışma ilişkilerinde sağduyulu davranmak gereği vurgulanıyor. Ama sağduyu, herkese değişik anlamlar ifade ettiği sürece “common sense”e, yani toplumun ortak paydasına dönüşemiyor. Eğer bir toplumda çeşitli politik grupların ayrı “sağduyu”ları varsa, herhangi bir konuda uzlaşma sağlanması olanaksız. Bu durumda, “Benim sağduyum, senin sağduyuna beş basar!” Cinsinden bir basiretsiz kabalık ve sığlık baş gösteriyor. Ortalık, zır cahillerin böbürlendikleri bir horoz döğüşünü andırmaya başlıyor ki bu da ortaya “Günümüz Türkiyesi” denilen cehennemi çıkarıyor.

Türkiye’nin her alanda çok değerli elemanları, yetişmiş kadroları var. “Common sense” den yoksun it dalaşları, bu insanların teker teker küsmesi ve meydanı yeteneksizlere bırakması sonucunu doğurmakta. Yeteneksiz ama hırslı insanlardan oluşan “küçük krallar” ortamı, hangisinin “büyük kral” olacağını belirleyecek bir kavganın ölümcül çığlıklarıyla süsleniyor. Birtakım sağduyulu insanlar, kenardan köşeden bırakıp, “Biz buna layık değiliz” diyor ama kişilik savaşlarının gümbürtüleri arasında yitip gidiyor bu fısıltılar. Birkaç yıl önce çıkan “Ota Zekalılar Cenneti” adlı kitapta yazdıklarım, değişmez bir senaryo gibi uygulanmakta. “Common sense”in ortadan kalktığı bir ülkede, 60 milyon kişi el ele tutuşup, “Türkiyem Türkiyem cennetim “ şarkısını koro halinde seslendirmekten başka bir çare kalmıyor. Bu şarkı durumu kurtarmaya yetmez ama bakarsanız maneviyatımızı düzeleltir! Hiç yoktan iyidir!