Galatasaray zaferinden sonra niye
bu kadar sevindik, niye bu kadar coş-
tuk?
Çünkü buna ihtiyacımız vardı.
Böyle bir zafere susamıştık. Terörle,
enflasyonla, krizlerle boğuşan Türk
halkı, Avrupa'da adının sadece uyuş-
turucu kaçakçılığı, terör ve işkenceyle
anılmasından bıkmıştı.

Bu yüzden sokaktaki genç, yılların
hıncını almak ister gibi "Al işte gör
bizi Avrupa!" diye bağırıyordu.

İnsanlar ağlıyor, yediden yetmişe si-
lahlı Türk milleti tabancalarını gökyü-
züne boşaltıyordu.

Bundan ne zevk aldıklarını anlamı-
yorum. Bir sevinç ifadesi nasıl gökyü-
zünü kurşuna dizme eylemine dönü-
şür bilmiyorum ama bilinçaltımızda
çapraşık kökleri olsa gerek bu davra-
nışın.

***

Aslında Türk insanı bu kadar da
başarı yoksunu değil ama kendi duru-
munu bilmiyor.

Biz yıllardan beri Avrupa'da en üst
düzeyde temsil ediliyoruz.

Romancılarımızın kitapları Batı vit-
rinlerini süslüyor. Klasik müzikçileri-
miz, dünyanın en ünlü salonlarında
konser verip, şarkı söylüyor.

Carnegie Hall'dan Scala'ya,
Gallimard yayınevinden Bestseller
listelerine uzanan başarılı Türkler var.
Nedense bu başarılar halkın günde-
mine girmiyor ve tek başarı futbol ko-
nusunda alınır yanılgısına düşülüyor.
Çünkü halkın gündeminde sanat
yok.

Kendi gündemine almadığı bir ko-
nudaki uluslararası başarı da onu ilgi-
lendirmiyor.

Bir Türk orkestra yöneticisi New
York Filarmoni'nin yöneticiliğine a-
tansa halkımız tınmayacak.

Oysa böyle bir gelişme, Galatasa-
ray'ın zaferinden çok daha büyük ve
kalıcı bir başarı olurdu doğrusu.

***

"Biz bir futbol ülkesi miyiz?"
"Evet!"
"Biz bir kültür ülkesi miyiz?"
"Hayır!"

İşte yukarıdaki soru ve cevaplar
Türkiye'nin tanımını veriyor.
Bu konuda halkı suçlamak da yer-
siz.

Türkiye'yi yönetenler yıllarca kül-
türden, sanattan korktular.

Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihi,
bir anlamda hapsedilen, zindanda çü-
rütülen yazarların, sanatçıların tarihi-
dir.

Bu ülke hep kötü yönetildi ama her
zaman bazı aydınlar durumun sorum-
lusu olarak gösterildiler.

Bu yüzden kültürle uğraşmak kor-
kutucu meslekler arasına girdi.
Çünkü sanat, eleştiriyordu.
Futbol ise hiç bir şeyi eleştirmeden,
top koşturuyordu.

Bunun için Türkiye, sanatçılarını
Çin işkencelerinden geçirirken, futbo-
lu bağrına bastı.

Galatasaray zaferinden sonra
meydanlarda bağıran gençler, Hakan
ve Tugay gibi kahramanların yanısıra,
dünyada yüzlerini ağartan Nazım
Hikmet, Yaşar Kemal, Leyla Gen-
cer, Fikret Mualla gibi değerlere sa-
hip olduklarından habersiz kaldılar.