Bana en çok hangi insan tipinden korktuğumu sorarsanız; “Ahmaklardan!” cevabını veririm. Çünkü “Ahmak” olanın kavrayışı dardır. Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin gerçek çapını kavrayamaz. Değerlendirme ölçüleri bozuktur. Bunları bana tekrar düşündüren, okuduğum ilginç bir kitapta rastladığım bölüm oldu: İbn Arabi’nin Fususu’l-Hikem adlı ünlü eserine göz atıyordum. Tercüme ve şerh eden Ahmet Avni Konuk Bey Mevlana’nın Mesnevi’sinden de bir bölüm eklemiş bu kitaba. Diyor ki; “Meryem oğlu İsa bir dağa kaçar idi. Güya arslan onun kanını dökecek idi. Birisi arkasından koşup ‘ hayrola, arkanda kimse yoktur. Kuş gibi ne kaçıyorsun? ‘dedi. O aceleyle öyle çabuk koşuyordu ki, kendisinin süratinden, sual eyleyene cevap vermedi. ‘Allah rızası için bir an dur. Zira senin firarından benim bir müşkilim vardır. Kimden kaçıyorsun? Arkanda ne arslan, ne düşman, ne de başka korku yoktur. ‘Isa: ‘Git, ahmaktan kaçıyorum. Kendimi kurtarıyorum. Bana bağ olma’ dedi. O kimse dedi ki: ‘Sen o peygamber değil misin ki, körler ve sağırlar senden doğrulur ve şifa bulur?’ Isa: ‘Evet’ dedi. O kimse: ‘Sen o şah değil misin ki; bir ölü üzerine okuduğun zaman, av avlamış arslan gibi sıçrar, dirilir? ‘Isa: ‘Evet o benim.’ ‘Çamurdan kuşlar yapan ve uçuran sen değil misin? ‘İsa buyurdu: ‘Ben körler ve sağırlar üzerine okudum; iyi oldu. Taşlı dağ üzerine okudum; yarıldı. Ölmüş bir ten üzerine okudum; diri oldu. Ama ahmağın kalbi üzerine muhabbetle yüz bin defa okudum; bir çare olmadı. O ahmak katı taş oldu ve o huydan dönmedi, kum oldu ki ondan hiç ekin bitmez.’Ve sonra Mevlana şu öğüdü veriyor: “Ahmaklardan kaç; çünkü İsa kaçtı. “İşte bu yüzden Türkiye’de sorun bir insanın şu ya da bu harekete mensup olması değil, ahmak olup olmamasıdır. Bence hepimiz Mevlana’nın öğüdünü dinlemeliyiz.