Hergün yazı yazan bir kişinin aldığı tepkiler değişik olur. Kimi yazı vardır, zamanın boşluğuna uçar gider. Kimi ilk başta ilgi uyandırmasa bile kalıcı olur. Yıllar sonra bile bir kitapta rastladığınız zaman, hala okunabilir olduğunu görürsünüz. Kimi yazı ise yayınlandığı zaman büyük gürültü koparır, insanların ilgisini çeker. Bu ilgi mektup, telefon ve faks biçiminde yazara ulaşır. Anlarsınız ki yazı çok duyarlı bir noktaya dokunmuştur. Bir yarayı deşmiştir. Herkesin içindeki bir duyguyu ya da bir kuşkuyu açığa vurmuştur.
Seçimler öncesinde yazdığım, "Sayın Ecevit, lütfen Mussolini'ye benzemeyin" yazısı böylesine büyük bir tepkinin odağını oluşturmuştu. Çünkü herkesin kafasında benzer sorular dolaşıyordu. Sayın Bülent Ecevit'in dozu gittikçe artan milliyetçiliği geniş kitlelerde soru işaretleri yaratmıştı.
Yazı bu kuşkuları açığa vurdu ve kamuoyu denilen görünmez dev mekanizma harekete geçti.
Sayın Mesut Yılmaz'ın, yoğunlaşan tepkileri bu açıdan değerlendirmesi yararlı olur kanısındayım. ANAP kongresine düşen MHP kuşkusu, Türkiye'nin maceralara sürüklenmesinden aşırı derecede kaygı duyan milyonlarca insanı irkiltmiştir. ANAP'ın böyle bir kimlikle tanımlanması, bir kitle partisi olarak devam edemeyeceği kuşkularını doğurmuştur. Bütün bu tepkiler sonucunda Mesut Yılmaz: "MHP elbisesi bize dar gelir" demek gereğini duymuştur. Bu kaygılar, bazı arkadaşlarımızın fikir değiştirerek belirttikleri gibi bir "Paranoya" sonucu değildir. Kongreyi izleyen gazetecilerin yansıttığı atmosferdir bu. "Başbuğ Mesut Yılmaz" sloganı atılmamış ama diğer anlatılanlar gerçekleşmiş.
Şimdi Mesut Yılmaz ve yakın çevresinin, kamuoyuna verdikleri bu görüntüden kurtulmak istemeleri olumlu bir çaba.
XXX
Şimdi aynı yoğunlukta tepkiler, "Mesut Yılmaz" yazılarına geliyor. Hak veren de vermeyen de arıyor. Tepkisini dile getiriyor. Anlaşılıyor ki bu yazılar da duyarlı bir noktaya dokundu.
Bir yazıyı ne kadar çarpıcı bir dille kaleme alırsanız alın bu tepkiyi yaratamazsınız. Zekice buluşlar, parlak cümleler ve ilginç düşünceler bir yazıyı böylesine ilgi odağı haline getirmez. Demek ki marifet yazıda değil, dokunulan noktanın duyarlığındadır.
İç politikanın karışık labirentlerinde dolaşırken insanlar birbirine rastlayabilir. Kimi zaman denk düşmeler ve karşıtlıklar da yaşanır. Açıkladığınız bir düşünce o zaman diliminde, başka düşüncelerle ve politik çıkarlarla aynı paralelde görünebilir.
Bütün bunlar, politik art niyet taşımayan bir bağımsız yazarın, yönlendirilemeyen düşünceleri olması gerçeğini değiştirmez.
