1979 ile 83 arasında Yunanis-
tan'da elliden fazla konser verdim.
Maria Faranduri ve orkestra ile bir-
likte bütün Yunan adalarını gezdik.
Stadyumlarda, antik tiyatrolarda kon-
ser veriyor ve yoğun bir alkış alıyor
duk. Türk-Yunan dostluğunun müzik
yoluyla doğrulandığını görmek bize
heyecan veriyordu. Bu heyecanla
konser sonraları, bol uzo ve Ége ba-
lıklarıyla lezzetlenen taverna akşamla-
rı yaşıyorduk.
Konserlerimize gelen halk Atinalı ay-
dınlar değildi. Sıradan insanlardı. Ba-
zen ön sırada o adanın komünist be-
lediye reisi ile başpapazı yan yana o-
turuyorlardı.
Bu konserlerden birisi de Messo-
longi kasabasındaydı. Messolongi,
Lord Byron'un bize karşı mücadele
ederken öldüğü yerdi ve bölge halkı-
nın Türkler konusunda fazla duyarlı
oldukları kaygısını taşıyorduk.
Gene de Maria, "Şimdi Türk sa-
natçısı" diyerek başladığı konuşma
sonunda beni anons ettiğinde büyük
bir alkış koptu ve "Çanakkale" tür-
küsüyle başlayan bölümü büyük bir
coşkuyla dinlediler.
Konserden sonra yaşlı bir kadın gör-
düm. Dinleyicilerin arasından sıyrılmış
bana doğru geliyordu. Aynen bizim
annelerimize, teyzelerimize benzeyen
bu yaşlı kadın yanıma gelince hüngür
hüngür ağlamaya başladı ve yere diz
çökerek ellerime sarıldı. Bir şeyler an-
latmaya çalışıyordu.
Şaşırıp kalmıştım. Ellerime sarılıp
ağlayan bu kadıncağızın ne dediğini
anlamıyordum. Yardımıma gelen mü-
zisyenler çevirdiler:
Kadın, birçok Yunanlı gibi esirlerin
Türkiye'ye götürüldüğünü duymuş.
Ellerime sarılıp ağlaması da bu yüz-
denmiş. Oğlunu bulmama yardımcı
olmam için yalvarıyormuş.
Kadına, Türkiye'de böyle bir Yunan
esir kampının bulunmadığını anlatma-
ya çalıştım. Anlaşılan çocuk ölmüştü
ama kadın oğlunun Türkiye'de yaşa-
makta olduğuna inanıyordu.
Yunanistan'da yüz binlerce kişi böy-
le asılsız bir söylentiye inanıyor.
XXX
Kıbrıs'ta iki kez konser verdim. Ra-
uf Denktaş'ın da bulunduğu konser-
lerde Kıbrıslı soydaşlarımızla coşku i-
çinde bütünleştik ve türkülerimizi be-
raber söyledik. Bu geziler sırasında
Kıbrıslı Türkler'in çektiği acıları dü-
şündüm. Sonra o yaşlı kadının ağlayı-
şı geldi gözümün önüne.
O kadının ve daha binlercesinin acısı
istismar ediliyor ve oğlunun sağ oldu-
ğu umudu diri tutularak Türkiye'ye si-
yasi bir baskı yapılmak isteniyordu.
Çünkü Kıbrıs konusunda Türki-
ye, Yunanistan, Kuzey Kıbrıs ve
Güney Kıbrıs'ta açıklık yoktu.
Durum açıklıkla tartışılamıyor, bilgi-
ler veriler gözler önüne serilemiyordu.
Bu bilgi ve tartışma eksikliği bir sürü
hurafeyi besliyor ve felaket tellalları
ekmeğine yağ sürüyordu.
Bu yüzden Kıbrıs'la ilgili geniş
bir tartışma platformu açılması-
nı ve her şeyin serinkanlı bir nes-
nellikle incelenmesini destekli-
yorum.
