Askeri dönemden sonra kurulan ANAP, dört eğilimi birleştirdiği iddiasıyla ortaya çıkmıştı.
Eğilimler arasında gerçek bir uzlaşma olmadıysa da bir ölçüde doğruydu bu. Çünkü daha önce çeşitli siyasi gruplara ve değişik anlayışlara sahip olan bir takım insanlar ANAP çatısı altında buluşmuşlardı. Eski bir Dev Genç'li ile bir MHP'li ve işkence görmüş bir Kürt lideri ANAP'lı kimliği altında yan yana siyaset yapar olmuşlardı.

Yalnız bu durum, 12 Eylül rejiminden kurtulmaya çalışan Türkiye'ye özgü bir görüntüydü. Askerlere karşı bir sivil koalisyonu temsil ediyordu. Bir anlamda, askerlerden kurtulmaya çalışan geçici bir sivil dayanışması. 1992 Türkiye'si farklı.

Bu yüzden artık herhangi bir partide dört eğilimi birden barındırmanın olanağı yok. Siyasi eğilimler birleşme değil tam tersine ayrışma dönemindeler. İşte tam bu noktada ANAP kongresi, partide dört eğilimin sona erdiğini vurguladı. Eski alışkanlıkla sosyal demokratından dincisine kadar bir çok politikacı aynı parti içinde yuvarlanıp gidiyordu.

30 Kasım kongresi sonun başlangıcı oldu ve "Barış içinde birarada yaşama"nın imkansız olduğunu gösterdi. Sanıyorum ki Mesut Yılmaz, kendisine çok bağlı bir MHP grubuyla kongreyi alma ve bu çekirdek kadroya dayanarak, diğer kanatların da desteğiyle iktidara gelme planını yaptı. Doğru hesabetmediği şey ise Türkiye'nin en büyük gazetelerine yansıyan MHP'lileşmiş ANAP imgesinin yaratacağı deprem oldu.

Bu depremin kamuoyunda yaratacağı imaj kaybının, oy sandığına nasıl yansıdığını hep birlikte göreceğiz. Çünkü Mesut Yılmaz, kitle partisi olmaktan vazgeçip, marjinal bir uç hareket liderliğine soyundu. ANAP'ta yeralan herkesin bunu içine sindirmesi beklenemez. Bu yüzden ANAP yeni istifalara ve kopmalara gebedir.

Sonuçta ANAP'tan ayrılan liberallerin yeri Coşkun Kırca'larla doldurulmaya çalışılacak. Coşkun Kırca ideolojisinin ANAP'a taşınması, Mesut Yılmaz'ın kamuoyundaki görüntüsünü değiştirecek. Artık iki renkli gömlek ve şık kravatlarla gezen çağdaş ve aydınlık bir genç lider olarak, "Hadi Bakalım" şarkısının ritmini tutturmakta zorlanacak. Oysa ANAP'ın Türk siyasetinde tuttuğu yer ayrıydı. Başka mesajlar ve farklı bileşimler sunuyordu.

Mesut Yılmaz böyle bir değişikliğe neden gerek gördü bilemiyorum. Kongreden dönen gazeteci arkadaşların çizdiği tablo o kadar karamsar ve tehlikeli ki... Ellerinde telsizlerle dolaşan iri yarı pos bıyıklı adamların hep birlikte "Türkiye, Türkiye" diye tempo tuttukları ve "Başbuğ Mesut Yılmaz" diye bağırdıkları bir kongre anlatıyorlar. Böyle bir ANAP'ta siyaset yapmaya devam etmek herkes için bir cesaret meselesi.

Aylardan beri orduya göz kırpan ve Türkiye'deki "Resmi ideoloji"nin en sadık bekçisi olduğu mesajını veren Mesut Yılmaz artık açık seçik bu kulvarda koşuyor. Bakalım nereye varacak?