Oostlander adlı Hollandalı politikacı ‘Türkiye’de darbe olabilir.” demiş. Olabilir mi? Sanmıyorum. Ömür dilimine üç buçuk darbe isabet etmiş ve bunların ikisinde acı çektirilmiş bir insan olarak, darbe sözünü duyunca tüylerim diken diken olur. Ooastlander darbenin ne anlama geldiğini pek bilmez ama biz çok iyi biliriz. “Bit-tecrübe sabit!” Türkiye’deki darbe söylentilerinin temel nedeni, Mustafa Kemal devrimlerinin yarım kalmış oluşudur. Adı üstünde devrim kendi hukukunu yerleştirir, bu düzeni koruyacak kurumlan ortaya çıkarır, kendi kuşaklarını yetiştirir; sonra da normal düzene geçilir. Mesela Fransız İhtilali’nden sonra rejimi koruyacak kurumların oluşturulması 80 yıl aldı. Türkiye’de ise Mustafa Kemal’in ölümüyle birlikte devrim orasından burasından delinmeye başlandı. Köy Enstitüleri, Halkevleri, Türkçe ezan, laiklik, tarikatların siyasetten uzaklaştırılması prensipleri yara aldı. 1950’de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte de bu devrim rafa kaldırıldı. İster yandaş olun, ister karşı safta yer alın; Atatürk devriminin yarım kaldığı saptamasında hepimiz birleşebiliriz sanıyorum. Demokrat Parti’nin iktidara gelişinden on yıl sonra ordu, devrim koşullarını devam ettirmek amacıyla darbe yaptı. Devam ettirebildi mi? Hayır! Çünkü yarım kalmış bir devrim, daha sonraki askeri müdahalelerle düzeltilemez. 1960’ta bunu gördük; 1971’de, 1980’de ve 28 Şubat 1997’de de. Bu yüzden eğer Atatürk devrimi karşıtı hareketler güçleniyorsa, bunun panzehiri askeri darbe değildir. Hatta durum bunun tam tersidir. Darbelerin, devrim karşıtı akımları güçlendirmekten başka bir işe yaramadığını anlamak için yakın tarihe bir göz atmak yeterli. Peki ne yapılmalı? Bir ülkenin kuruluş ilkelerine ve devrime aykırı hareketler güç kazanıyorsa, halk da en büyük oyu bu akımlara veriyorsa yapılacak olan nedir? Eğer darbe meseleyi daha da içinden çıkılmaz hale getiriyorsa -ki öyle- çözüm ne? İzninizle bunun cevabını salı günü verelim.