Yabancı basındaki düşünce tartışmalarını kıskanarak okurum. Çünkü bizde düşünce tartışması olmuyor, olamıyor. Külhan ağzıyla yazılmış birkaç sövgü, konuyla hiç ilgisi olmayan kişisel sataşmalar ve akşam meyhanede arkadaşlardan duyulacak “İyi geçirmişsin valla!” iltifatı uğruna harcanıp gidiveren bir düşünce ortamı. Düşünceleriniz önemli değildir. Bunlar çoğunlukla mahalle çeteleri gibi, “ Kim kimlerle geziyor?” noktasına takılır kalırlar.
Mümtaz Soysal’ı savunmak isteyen bir takım kalemler gene aynı yola başvurup, canımı yakacağını sandıkları cümleleri ard arda sıralamışlar. İyi ama bütün bunların, konumuzla ne ilgisi var? Mümtaz Soysal’ın bazı düşüncelerini vurgulamış olmakla, yurtdışında kalmanın, müzik yapmanın ne ilgisi olabilir? Sağlıklı düşünebilen hiçkimse elmalarla armutları böylesine birbirine karıştırmaz ama Türkiye’de gelenek budur. Reich’ın “gerçeği algılayamama” tanısı koyacağı bu ruhsal bu ruhsal sapma bizim geleneğimizdir. Tek tek kişiler suçlu değil belki de…Geleneğe uyup gidiyorlar. Esas sorgulanması gereken, bu küfürbaz ve düşünce düşmanı lümpen alışkanlık! Tulumbacılardan mı kaldı, kayıkçı dövüşlerinden mi, hamam kavgalarından mı bilinmez!
Dönelim konumuza : Dikkat edilirse Mümtaz Soysal konusunda saygılı ve ölçülü bir yazı yazdım. En ufak bir sataşmada bulunmadım. Yazımda, Soysal’ın Dışişleri Bakanlığı’nı kutladım ve düşüncelerine katılmadığımı ama saygı duyduğumu belirttim. Çünkü yıllardır tanıdığım Mümtaz Soysal’la hiçbir alıp veremediğim yok ki! İkimiz de aynı dönemde ayrı askeri cezaevlerinin baskısını yaşıyorduk.
Sorum şuydu:Temel konularda farklı düşünen Soysal, hükümetle nasıl anlaşacaktı? Hükümet mi Soysal’a benzeyecekti Soysal mı hükümete? Bu hükümetle çalışmak Mümtaz Soysal’ın ilkelerine ters düşmeyecek miydi?
Bunlar iyi niyetli sorulardır. Bir takım kaygıların sonuçlarıdırlar. Art niyet taşımazlar ve hala geçerlidirler. Zahmet edip cevap verenler, lütfen Tienanmen alanındaki çocukları ezen Çin tanklarına, Gorbaçov’a karşı darbe yapan Rus tanklarına hangi solcu mantıklarıyla sahip çıktıklarını açıklasınlar. Ben yıllardan beri açıkça yazıyorum: Moskova darbesine, Tienanmen zulmüne, Pinochet’ye, 27 Mayıs’a 12 Mart’a 12 Eylül’e ve bütün benzerlerine karşıyım. İnsanoğluna yapılan bütün zulümlerin, bütün idam ve işkencelerin karşısındayım. Dünyadaki hiçbir ideoloji bana, tanklarla öğrenci ezen bir darbeyi, övdürtemez. Bu kadar açık gerçekleri anlatmak niye güç oluyor bilmem ki?
