Aktüel dergisinde yayınlanan anılarımın Sovyetler Birliği, Gorbaçov’la buluşma ve Issık Gölü kıyılarında yapılan toplantılar bölümüne gelince o dönemde tuttuğum notlara baktım. 1986 yılının Ekim ayında neler konuşulmuş neler. Aydınların, sanatçıların ve bilim adamlarının uzak görüşlülüğü ve dünyayı tasarlamaktaki ustalıkları beni bir kez daha hayran bıraktı. Federico Mayor dostumuz o sırada UNESCO’da çalışıyordu. Aradan geçen zaman onu bu kuruluşun başına getirdi. Şu anda UNESCO Genel Direktörü. Federico konuşmasında kriz durumuna değinerek Einstein’in müthiş bir sözünü aktarmış: “Kriz anında hayal gücü, bilgiden daha önemlidir.”
Toplantıların neşe kaynağı Peter Ustinov ise “Biz nükleer savaş tehdidini bir yana bırakalım da” demiş “yerel çatışmalara bakalım. Nükleer savaşı önlemekle uğraşırken milyonlarca insan yerel savaşlarda ölüyor.” Aradan geçen yıllar Ustinov’u haklı çıkardı. Demek ki esas tehtid nükleer savaş değil, bugün dünyayı bir yangın gibi kaplayan lokal savaşlarmış.
Arthur Miller ise Tiyan-Şan dağlarının dibindeki uçsuz bucaksız Issık Göl kıyılarında; “Esas sorun” demiş “savaşların inkar edilmesi. Biz Vietnam savaşını inkar ettik. Onca insan öldü. Resmen savaş ilan etmediğimizi söyledik. Gerçeği inkar ederek bir yere varamayız. Oysa inkar bugün en üst düzeyde. Bir trajedi içindeyiz. İnkar ediyoruz. Lojik düşünmeye duyduğumuz inancı yitirdik. Oysa gerçeği araştırmak kesinlikle özgür olmalı. Rönesansın amacı buydu.”
Alvin Toffler dostumuz, endüstri devriminin kendi yasalarının işlediği ve değişik rejimleri aynı yönde davranmaya zorladığını anlatmıştı. Karl Marks’ın ve Henry Ford’un aynı cümleyi kullanarak, “Kitle üretimi en gelişmiş üretim biçimidir” dediklerini söylüyordu. Ona göre birbirlerini havaya uçurmaya hazır olan Sovyetler ve Amerika, aslında aynı yöntemlerle davranıyorlardı. Aralarında benzerlikler vardı. Toffler, insanlığın geçirdiği iki büyük değişiklikten Üçüncü Dalga’nın gelmekte olduğunu ve bu dalganın kapitalist-sosyalist ayrımını kaldıracağını savunuyordu.
Dikkat edin: Bu sözlerin hepsi 1986 Ekimi’nde söylenmişti. Sovyetler Birliği henüz sarsılmamıştı. Perestroika sözü duyulmamış ve dünyanın böylesine hızlı bir değişme sürecine gireceğinin işaretleri belirlememişti. Şimdi birer kehanet gibi gelen bu sözler, bilim adamları ve gerçek aydınların beyinsel güçlerinin göstergesi değil mi?
