Resmin insanı müzik gibi heyecanlandırması kolay değildir. Resim size bakar siz resme. Ancak büyük ressamlar eserleriyle bir heyecan aşılayabilirler. Avni Arbaş’ın resimleri beni öteden beri heyecanlandırırdı. Hangi dönemi olursa olsun, onun resmini seyrettiğimde yüreğim çarpardı. Kendisini de çok sayar, çok severdim ama ne yazık ki vefat ettiğinde yurt dışındaydım, cenaze törenine katılamadım.Yaşar Kemal’e telefonda “Büyük bir ressamı kaybettik” dediğimde “Yalnız büyük bir ressamı değil, büyük bir dostu da!” diye ekledi. Yıllara dayanan sağlam bir dostlukları vardı. Dünkü haber ise herkesi şaşırttı: Avni Arbaş’ın torunu Derya dedesinin yanına gitmişti; hem de onun ölümünden beş gün sonra. Televizyonda onun için söylenilenleri izledim: Nurseli İdiz, Derya Arbaş’ta hep gizli bir hüzün sezdiğini söyledi. Bana da öyle gelirdi doğrusu. Türkiye’ye gelmiş, buradaki sert koşullara pek uyum gösteremeyen, hafifçe şaşırmış, Amerika ile burası arasında yerleşik bir düzene geçemeyen genç bir insan. Çok acı bir sonu oldu. Avni Arbaş iyi ki görmedi bu acıyı. Herkes çocuğunun, torununun öleceğini bilir ama bu işler kendisinden sonra olacağı için pek düşünmez bunu. Beş altı yıl önce Avni Bey’in atölyesine gitmiştim. Hoşbeşten sonra ondan bir resim almak istedim. Elindeki her şeyi sergiye gönderdiğini söyledi. Sonra kuytu bir köşeden küçük bir resim çıkardı. Okulu bitirdiği zaman yaptığı bir resim. Parasızlıktan tuvalin iki yüzüne iki ayrı resim yapmıştı: Bir manzara ve küçük bir kız portresi. Bu resme baktıkça hep büyük ressamı ve talihsiz torununun trajik sonunu hatırlayacağım. Nur içinde yatsınlar.
