Çocuklara düşman bir dünya burası. Kuzey Osetya’daki rehin alınmış çocukları düşündükçe aklıma Hiroşima’ daki gözleri kavrulan kız çocuğu geliyor.Sonra babasının kollarında can veren Filistinli çocuğu, Afrika’da sineklerin yediği şiş karınlı bebek cesetlerini, gaz odalarına sürüklenmiş olan Yahudi çocukları, Halepçe’de Ramazan Öztürk’ün kamerasına yansımış olan sessiz tanığı, zehirli gazın öldürdüğü bebeği, Güneydoğu’da kurşunlanmış bebek bedenlerini hatırlıyorum.İçim isyanla doluyor.Ne biçim bir dünya bu?Hangi din, hangi inanç, hani ideoloji böyle bir vahşeti mazur gösterebilir?Osetya’daki çılgınlık insanlığın yüreğinde derin nefret yaraları açıyor.Dileriz siz bu yazıyı okuduğunuz anda rehinelerin canları kurtulmuş olsun.

Televizyonda haber izlemeye korkar olduk. Nereyi çevirseniz kesilmiş kelleler, bombalanmış cesetler, kan, terör, işkence.Yakın dostlarım olan Gürs ailesi geçenlerde bir pazar yemeğinde toplanmış. Söz dönüp dolaşıp korku filmlerine gelmiş.Büyüklerin çoğu böyle filmlerden hoşlanmadıklarını anlatırken torun Defne “Yoo” demiş “Ben severim.’Sonra sevdiği korku filmlerini saymaya başlamış.Sözünü nasıl bağlamış biliyor musunuz:”Hatta!” demiş, “Hatta ben haberleri bile seyredebiliyorum.”İşte bir çocuğun güzel anlatımından dünyanın durumu.Haberler böyle diye televizyonları suçlayamayız elbette.Onların görevleri dünyayı yansıtmak.Ama ne yazık ki dünya da böyle.Kendi çocuklarını yiyen, fanatik, kan dökücü ve giderek çığrından çıkan bir dünya!Defne’ye korku filmi gibi gelen bir dünya!