Aslında biyolojik olarak yapılan eylem aynıdır: Erkekle dişinin birleşip soylarını devam ettirmeleri işi. Doğadaki her canlı bunu yapar. Ama insanlar sosyal kurumları aracılığıyla bu eyleme farklı farklı isimler takarlar: Erkekle dişinin birleşmesi ya “kutsal evlilik kurumu” çatısı altına girer ya “zina” sayılır, ya “fahişelik, jigololuk” olarak görülür. Bu iş bir tarafın -özellikle dişinin- rızası dışında yapıldığında ise ya “ırza tecavüz” kapsamına alınır ya da erkeğe verilmiş bir hak olarak alkışlanır. Doğa, canlıların üremesi için işin içine “zevk” unsurunu katmıştır. Eğer “zevk” olmasaydı hiç kimse birbirinin peşinden koşmaz ve bu kadar zahmeti göze almazdı. “Zevk unsuru” zamanla, soyunu devam ettirme içgüdüsünün yerini almış görünse bile işin aslı hâlâ evrensel biyolojik düzendir. Ama bu evrensel biyolojik düzene rağmen, değişik kültürler bu işe farklı sosyal düzenlemeler getirmiş. Bizim İslam/Osmanlı düzenimiz, erkeklere dört kadınla evlenme hakkı vermiş. Bununla yetinmeyip istediği kadar cariye edinme imtiyazı da tanımış. Padişahın haremi yüzlerce kadınla dolu, beylerin, paşaların, vezirlerin konakları kadından geçilmiyor. Nüfuzlu adam, canı istediğinde esir pazarına gidip, koyun alır gibi gözüne kestirdiği cariyeyi yükleyip eve getiriyor. Manevi olarak da herkesin içi rahat; çünkü mensup oldukları dinin peygamberinin de birçok eşi ve cariyesi var. Dolayısıyla ortada hiçbir vicdan azabı, günah kavramı kalmıyor. On Emir’in “Zina yapmayacaksın!” kuralına karşılık, İslam dünyası birden çok kadınla ilişkiyi “zina” unsuru olarak görmüyor. Böyle bir toplumda Atatürk devrimleri durumu bıçakla kesilmiş gibi değiştiriyor ve bir kadın-bir erkek kuralını yerleştirmeye çalışıyor. Ama bir süre sonra; toplumun yüzyıllardır edindiği alışkanlıklar hortluyor elbette. 2004 yılı Türkiye’sinde millet meclisinde birden çok karısı olan milletvekilleri hatta bakanlar var. Bunu beceremeyenler de “ithal cariyeler”le idare ediyorlar. Türkiye’deki temel sorun bu zihniyetin değiştirilmesi. Ama TCK değişikliğindeki amaç, bu durumu önlemek değil, kadınları biraz daha baskı altına almak. Erkeklerin hiçbir baskı hissetmeden birden çok kadınla ilişki kurduğu bir toplumsal yapıda ahlâki ve yasal cezalarla “kadının sadakatini” güvence altına almak. Bu yasa önerisi, uygarlık yolunda bir geri dönüş olarak algılanmalı.
