DYP-SHP ortaklığının yayınlandığı önerilere bakıp “ Türkiye’de bir perestroika başlıyor galiba“ diye yazmıştım. Gerçekten de yeni hükümet, “İdare -i Maslahat“ değil, devlet ve toplumun yaşamında köklü değişikliği yapma yolunu seçiyor. Yabancılar da Türkiye’de bir perestroika başladığı görüşünde. Hükümet önündeki dev iç ve dış sorunlarla uğraşacak. Ama bunlardan daha önemli olan Türkiye’de gerçekleştireceği yapısal değişiklik.

ÜST YAPI DEVRİMİ … Geçenlerde, Ankara’nın önemli bürokratlarından birisi, özel bir görüşmede, üst yapı devrimlerinin gereğini vurguladı. Uzun zamandır benim de aklıma takılan bir konuydu bu. Yapı yatırımlarında hızla yol almış ve çağdaş teknolojiye alabildiğine açılmış olan Türkiye’de, eskiden devraldığımız üst yapı yetersiz kalmaya ve toplumun ilerleyişini kösteklemeye başladı. Ne hukuk sistemimiz uygun bu teknolojik düzeye, ne kültür birikimimiz. Oysa teknolojik alandaki her değişikliğin, üst yapıya derhal yansıması ve kendi ifadesini bulması gerekiyor.

AV ÖRNEĞİ… Bu olguyu Plekhanov çok güzel çıkar: Afrika’da bugün bile yaşamakta olan ilkel kabileler okla avlandıkları zaman, bir sistem geliştirmişlerdi. Eğer büyük bir hayvan birkaç kişinin okuyla öldürülmüşse ya da değişik kabilelerin okları isabet etmişse, hayvanın bölüşümünü oklardaki işaretlere göre yapıyorlardı. Herkesin ve her kabilenin oku işaretli ve değişik renkteydi. Dolayısıyla okun kime ait olduğunu anlayabiliyorlardı. Böylece öldürülen hayvanın kalbine en yakın ok belirleniyor ve o kişiye en büyük parça veriliyordu. Bu bölüşme sistemi, hiçbir tatsızlığa ve tartışmaya meydan vermeden uygulanıyordu. Derken kabileler modern teknolojiyle tanıştılar ve avda kullanılan ok ve yaylar yerlerini yavaş yavaş tüfeklere bıraktı. İyi ama kurşunları, ok gibi işaretleme imkanları yoktu ki. Bu yüzden kimin kurşununun hayvana isabet ettiğini ve hangi kurşunun kalbe en yakın olduğunu anlamaları olanaksızlaştı. Kavgalar, gürültüler başladı. Teknolojik gelişme kabilenin av hukukunu altüst etmiş, geçersiz kılmıştı. Artık yeni bir bölüşüm yöntemi geliştirmeleri gerekiyordu. Kısacası bir üst yapı reformu!… İşte Türkiye’nin gereksinime duyduğu şey budur. Kredi kartları uygulaması başlamış ama bunun için gerekli yasal düzenleme yapılmamıştır. Özel TV kanalları gündeme gelmiş ama bu gelişmenin hukuki, ahlaki ve toplumsal üst yapısı hazırlanmamıştır. Toplum bir tüketim dönemine sokulmuş, ama alış-veriş ilişkilerinde sağlam kurallar ve canı yananın hakkını arayacağı bir sistem geliştirilmemiştir. (Devam edecek)