Hükümetin kurulduğu günün “mana ve ehemmiyeti“ni belirten bu başlık, bir meydan okuma, ya da sınama amacını değil, halkın umutlu beklentisini yansıtıyor. Yıllardır çözüm bekleyen siyasi krizin yerini uzaklaşmanın alacağı bir barış dönemi olarak algılıyor halk bu yeni dönemi. Bu hükümeti de geçici bir koalisyon kabinesi olarak değil, ülkenin acil sorunlarına çözüm üretecek bir siyasi erk olarak görmek istiyor. Hükümetin, bir umut hükümeti olmasını istiyor. Çünkü Türkiye’nin buna ihtiyacı var.

Kabuk değiştiren Türkiye’de yeni hükümeti dev sorular bekliyor: İçerde enflasyon ve Güneydoğu bu sorunların başını çekmekte. Enflasyon konusunda bütün zorluklara rağmen, lehte olan bir psikolojik faktör var. PİAR‘ın yöneticisi Bülent Tanla dostumuz, seçimden sonra ortaya çıkan iyimserlik ve umut tablosunu önemle vurguluyor. Tanla’ya göre, insanlar ağır bir ameliyat geçirdikten sonra, hayata dört elle sarılır, iyileşmek için daha umutlu ve daha iyimser olur. Toplum yaşamında da geçerlidir bu kural. Şimdi halkta, her şeyin iyi gitmesi özlemi ve bu hükümetin bunları başaracağı umudu doğdu. Bu iyimserlik, enflasyonun düşmesi beklentisini de içeriyor. Eğer enflasyonun düşmesi beklentisi varsa, enflasyon düşecek demektir. Beklentinin yarattığı psikolojik ortam hazırlıyor bu sonucu. Güneydoğu ise, Türkiye’nin iç sorunu gibi görünmekle birlikte aslında uluslararası uzantıları olan bir sorun. Batı basınının, adım adım yaklaştığımızı savunduğu ve kaçınılmaz gördüğü “su savaşı” bu sorunun anahtarı. Yeni hükümetin “su gerginliği” ve olası bir “su savaşı” na karşı etkili bir strateji oluşturması gerekli. “Bekle gör” politikası ve olayları izleme alışkanlığı bu sorunun çözümüne yardımcı olamayacaktır kanısındayım. Dış politikada hükümetin masasına konacak ilk paket Kıbrıs konusudur. ABD yönetiminin gittikçe daha istekli biçimde işe karışması ve çözüm için sabırsızlanması, Ankara’da değerlendirilmesi gereken önemli tavır. Artık herkesin duyduğu gibi ABD ve bazı etkili çevreler Rauf Denktaş’ı Ada‘ da olası bir çözüm için engel olarak görüyorlar. Bu görüş Türkiye içinde de taraftar buluyor. Hem de zirvelerde… Yeni hükümetin Denktaş ve Kıbrıs konusundaki politikasını da zaman geçirmeden saptaması şart. Ayrıca Azerbaycan’ın tanınmasından sonra sırada bekleyen Asya Cumhuriyetleri var. Orta Asya Türklüğünü “kültürel bir çatı “altında toplayıp toplamamakta, gene bu hükümetin kararına bakıyor. Askeri alanda, hala kuzeyden ve Ege’den gelecek tehlikeleri göre konumlandırılmış ordular gerçeği var. Politikada Sovyetler Birliği’nin (yeni adıyla Bağımsız Egemen Cumhuriyetler Birliği) bir tehdit olmaktan çıktığı kabul ediliyor. Ama askeri strateji hala kuzeyden gelecek bir saldırıya göre biçimlenmiş. Buda yeni hükümetin konularından biri.

Görülüyor ki yeni hükümet Türkiye’yi bir kabuk değiştirme sırasında, keskin bir dönemeçte devralıyor. İşi hiç kolay değil. Sorunların hepsi uluslararası boyuta taşan ve vizyon geliştirilmesini gerekli kılan önemde. Bu bakımdan günün “mana ve ehemmiyetini” belirten cümle doğrulanıyor: Hadi bakalım, kolay gelsin! Gerçekten kolay gelsin!