Ankara'da bindiğim taksinin şo-
förü; "Abi bu Demirel iyi de,
uğursuz geliyor!" dedi birden.
"Ne zaman başa geçse, terör,
kaza, felaket üst üste geliyor!"
İlk kez Ankaralı bir şoförden duy-
duğum bu ortaçağ kuşkusunu, da-
ha sonra bir çok yurttaşın paylaştı
ğını gördüm.
Çünkü durum, olaylara doğaüs-
tü yorumlar geliştirme alışkanlığı-
mıza uygundu.
Doğu Anadolu'da çığ mı düşü-
yor?
et!
Hemen Demirel'e bağla, rahat
Zonguldak'ta grizu mu patladı?
Demirel'in uğursuzluğunun yeni
bir kanıtı say, gerisini düşünme!
Erzincan'da deprem mi oldu?
İşte sana bir kanıt daha!
Terör durmadan can mı alıyor?
"Aman canım! Ne zaman bu
adam gelse işler böyle oluyor"
rahatlamasına sığın.
Böylece rasyonel toplumun akıl-
cı ışığından uzakta, ortaçağ skolas-
tiğine ve boş inançlara gömülmüş
durumda rahat bir köstebek gibi
yaşayıp gidelim.

* *
Gerçekten de ortada uğursuzluk
var.
Hem de katmerli bir uğursuzluk.
Gerçek hırsız-uğursuz takımını
bulmak istiyorsanız, Erzincan'da
yıkılan devlet binalarının inşaatları-
nı yapanları yakalayın.
Bir deprem bölgesinde böylesi-
ne çürük inşaatları yapıp devlete
yutturanları ve buna göz yuman
canileri sergileyin.
Bilgisayardan tehlike sinyali gel-
diği halde, işçileri ocaktan çıkar-
mayan katilleri suçlayın.
Esas uğursuzlar bunlar.

***
Televizyonda ve yazılı basında
gördüğümüz gibi, devlete ait olanı
çöküyor, öteki ayakta kalıyor.
Bu nasıl mümkün olabilir?
Ancak çalıp çırpmakla!
Yapının statik projesi onaylanı-
yor. Taşıyıcı sistemdeki demir sayı-
sı, beton dozu hesaplanıyor.
Daha sonra bina yapımını üstle-
nen müteahhit başlıyor demir sayı-
sını, betonu eksiltmeye.
Bir kolona on tane 14'lük demir
düşüyorsa, dört tane koyuyor. Be-
ton dozunu gerektiği gibi ayarlamı-
yor.
Bütün bunları saptamak ve hır-
sızlığı ortaya çıkarmak ise, devletin
görevlendirdiği kontrolörün işi.
Ama onun da kolayı var:
Kontrolörü bir iki kere bara götü-
rürsen ya da cebine üç beş kuruş
koyarsan bu iş de çözülüyor.
Ve sırf çam yarması bir müteah-
hitin, kıllı elleriyle bir Mercedes di-
reksiyonu tutması uğruna, içi kof,
çürük binalar kabul ediliyor.
Ondan sonra gelsin çocuk ölüm-
leri, aile trajedileri, kafası ezilen,
vücudu parçalanan insanlar...
Ortada gerçekten bir uğursuzluk
var.
Ama uğursuz olan biziz: Böylesi-
ne soyguncu, ahlaksız, bencil ve
cahil olan bizleriz.